Kapağın altında neler var




Her yanımız kargaşa içinde. Kime ve nereye dokunsan enerji patlaması yaşanıyor. Dokunulan yerdekiler, enerjilerini açığa çıkarmak için adeta aportta bekliyormuş gibi...

Ortadoğu böyle, Asya böyle, Afrika böyle…

Yerel yönetimler böyle, merkezi yönetimler böyle…

Çiftçi böyle, işçi böyle, esnaf böyle ve hatta iş dünyası böyle…

Ne oldu insanlığa?

Her kez dolu, ama herkes içini boşaltmak için kapağı birinin açmasını bekliyor.

Evet evet! Herkesin kapakları sıkı sıkıya kapalı.

Üretenin, satanın, tüketenin, rantçının, hazırdan yiyenin, başkalarının sırtından beslenenin…

Siyaset ucuz polemikler, bürokrasi şirinlikler, yargı memuriyet, sivil toplum “durduk yerde başımıza iş almayalım” havasında.

Biri çıksın kapağı aralasın. Beklenen bu!

Öyle bir bekleme ki; intihar ediliyor, ama yine de kimse kendi kapağını kaldırmıyor.

Tarihte görülmemiş bir bunalım çağını yaşıyoruz.

Herkes aslında her şeyin farkında veya farkında olabilecek olanaklara erişebilir durumda. Kimseye “aç şu kapağını” diyen vahiy de inmiyor. Tanrı’nın vahiyleri bile “Ört ki ölesin” ile mühürlenmiş.

Sorunların bir tür kapak kaldırıcısı olan gazetecilik de enerjisini yitirdi. Örneğin bu sabah milyonlarca insanın önüne gelen bir haber. Kapak kaldırmayı bırakın, iç basınçtan kazara fırlar kaygısıyla, üzerine lök gibi oturuşu anlatıyor. Neymiş? Son bir haftada Türkiye, Rusya ve İran paraları benzer biçimde değer yitirmiş, bu bir ABD komplosuymuş.

Dış ticaretin yüzde 50 açık verecek, milyar dolarlık dış kredilerle geleceğini ipotek eden dev yatırımlara girişeceksin, ülkende milyonlarca göçmen ağırlayacaksın, ordun sınır güvenliği için komşu ülke topraklarında savaşacak ve Türk Lirası’nın, Dolar ve Euro karşısında değer kaybetmesi komplo olacak.

Ne bekliyordun ki?

“Aferin! Üretmesen de, çalışmasan da, borçlanarak rekor büyüme sağlıyorsun; senin paran çok değerli” mi diyecekler?

İstediğin kadar “Para basamam, enflasyon azar” desen de, paran yine değer yitirir.

İstediğin kadar ücretli ve küçük üreticiyi aç bıraksan; yine enflasyon artar, yine faiz yükselir, yine paran değer yitirir.

Türkiye ekonomisi inşaat ve rant trenine bindirildiğine göre, uçuruma doğru yol alması olağan sonuç. Bunun neresi sürpriz olabilir ki?...

Satılması beklenen, satılsa da banka borçları ödenmemiş konut ve işyeri büyüklüğünü bilen var mı?

Kapağı kaldırmayalım. Kaldırıp göstersek, bu ülkede hiçbir inşatta çivi çakılmaz.

Otomotiv satışları sürüyor. Ticari araç sayısındaki artış mutluluk verici. Peki bu ticari araçlar kazandırıyor mu?

Plakaları, ruhsatları yüzbinler ediyor ama hizmet üretiminden kazançları sefillik noktasına indi.

İtiraf edeyim. Hiç bir kapağı kaldırmak artık benim de içimden gelmiyor.

Yalın bir hesapla yazıyı noktalayayım.

Çalışanların yüzde 70’i asgari ücret düzeyinde gelire sahip. Her biri ortalama 3 kişiye, gerçekte bu ücretle bakıyor. Asgari ücret bugün 388 dolar. Çarpın 12 ayla, eder 4 bin 700 dolar. Bölün bu gerçek geliri, onunla beslenen üç kişiye; düşer kişi başına yılda bin 552 dolara.

Türkiye’nin kişi başına düşen ortalama geliri gerçekte budur, yani yıllık bin 552 dolardır.

Kişi başına düşen gelirle ilgili mevcut hesaplamalar, isterse 15 bin dolar göstersin. İçinde borçlar var, rantlar var, hesaplama kurnazlıkları var, devlet eliyle milyarder yapılmışların kazançları var, kayıtdışı ve yasadışı ticaretin kazançları var. Bunlar, Türk halkının ocağına giren gelirler değil.

Bir daha belirteyim. Türk halkının gerçek kişi başına düşen yıllık geliri bin 552 dolardır.

Afrika duy sesimizi!


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.