Karamsar görünümlü çook iyimserim




Derler ya "görünen köy kılavuz istemez" diye.. Cumhurbaşkanı seçiminde seçim hileleri de yapılsa ikinci tura kalınacağı açıkça görünüyor. Yüksek Seçim Kurulu 24 Haziran akşamı Tek Kişi'nin yüzde 50 artı 1 oy aldığını açıklasa, artık koyunlar bile inanmaz. Bu nedenle, başından beri gelmiş geçmiş en adaletsiz seçim yarışı için, ikinci tur odaklı yazıyorum.

Tek Kişi egemenliğini yasallaştırmakta kararlı Ak Saray, hesabını başından beri ikinci tura göre yapıyor. Son milletvekili genel seçimlerinde olduğu gibi, muhalefet de bu tuzağa düştü. Senaryoyu aynı merkez yazıyor, filmi aynı merkez çekiyor, diğer adaylar da bu filmde figüran rolleriyle çırpınıyor ve esas çocuk olma düşleri kuruyorlar. Fark edilirlerse, belki bir başka filmde esas çocuk rolü kapabilirler, ancak çekilen filmin prodüksiyonu çoktan hesapları kapatmış durumda. Montaj masasında işi bitireceği de ortada.

Küreselleşen dünyada mevcut devletler ve mevcut siyasi partileri ile demokrasi aramak boşuna uğraşıya dönüştü. Seçmenler sandığa giderlerken, özgür iradeleri ile aday olmuşlar arasından özgür iradeleri ile aday seçme haklarını yitirdiler. Şirketleşen partiler var, şirketlerin adayları var ve müşteriye dönüştürülen seçmenler de sandığa gidip oy atıyorlar. Eh bundan sonrası da "bana ne verdi" muhabbeti. Çocukların geleceği yok, ülke yok, vatan yok... Varsa yoksa bugünü kurtarmak.

22 milyon işveren, işçi, memur, esnaf, sanatkardan oluşan insan çalışıyor. 12 milyon emekli maaş alıyor. 35 milyon da bu 12 milyona bağımlı yaşıyor. Yetmiyor 11 milyon işsiz, 5 milyon Suriyeli...

Rakamlar kafa karıştırabilir, daha basit yönüyle özetleyeyim. Türkiye coğrafyasında ayağı yere değen her 10 kişiden gerçekte 2 kişi çalışıyor, diğer 8 kişi o 2 kişiye bağımlı yaşıyor. Ya doğrudan, ya dolaylı biçimde. Devlet veriyor, siyasetçi kendi ulufesi diye sunuyor, bağımlılar ona inanıyor; oysa tüm yük o 10 kişiden çalışan 2 kişinin sırtında.

Çalışmayanlar iktidar seviyor ve bu anlaşılabilir, ancak çalışanların da iktidar korkusu artarak sürüyor. Böyle bir yapıdan sandık yoluyla demokrasi çıkmaz. Demokrasi de sandıktan başka yolla çıkmaz.

Çevremde çok değer verdiğim, bilgi ve deneyimlerine saygı duyduğum insanlar, mevcut koşularda da hala iyimserler. Bu yazdıklarımı "karamsarlık" olarak niteleyebilirler, kişisel acılarım nedeniyle psikolojimin ürünü sayabilirler.

(Sevdiğim ve değerli bulduğum insanların, beni sevdiklerini ve değerli bulduklarını en yoğun yaşama şansı bulduğum bir süreçteyim. Ömrüm boyu hiç bu kadar mutlu ve iyimser psikolojide olmadım. Sağ olsunlar, var olsunlar.)

Aramızdaki tek fark, ben yozlaşmış siyaset içinden demokrasi çıkmayacağını, Tek Kişi iktidarını "meşru ve yasal" hale getirmesinin hemen ardından, gerçek demokrasinin hızla yeşereceğini savlıyorum.

Yeni nesiller ne diktatör tanıyacaklar, ne ceberrut yasalar, ne "ben devletim" diyen devlet maaşlılar.

Yeni nesiller topraksız, dinsiz, ırksız yeni devletler kurmaya başlayacaklar. Madem ki dünyayı artık devletler maskesi altında çok uluslu tekeller yönetiyor, mevcut devletlerin yurttaşı olmak yerine kendi kurdukları devletlerin yurttaşı olmaya yönelecekler.

Küresel güçler coğrafi sınır tanımıyorlar. Rockefeller'ın genetiği değiştirilmiş hibrit mısırları Pioneer adıyla örneğin en son Biga Ovası'nı işgal etmiş durumda. Özgürlüğüne düşkün insanlar, tapulu bir metrekare arsası kalmayan coğrafya için "bu vatan benim" masalına inanacaklar mı sanıyorsunuz? "Biga Ovası seninse, ben de benimim" diyecekler ve coğrafi sınırlar içine hapsolmayı reddedecekler?

Örneğin Atatürk Cumhuriyeti kuracaklar sanal ortamda. Laik, demokratik, kuvvetler ayrılığına dayalı yalın bir anayasa ve bir devlet. Bilimi öncelik alan yurttaş kayıtlarına başlayacaklar. Kayıtlı bulunduğu devlete başvurup "beni yurttaşlıktan çıkarınız" dedikten sonra, internetten bu yeni devletler ile yurttaşlık sözleşmeleri imzalayacaklar. Sınırları tüm dünya ve hatta tüm evren olan dediğim gibi örneğin Atatürk Cumhuriyeti'nde yaşayacaklar.

Madem ki mahalle bakkalıma küresel market zincirleri, madem ki madenlerime küresel maden şirketleri el koydu; madem şeker fabrikalarımı küresel mısır şurubu firmaları yok ettiriyor ve madem ki "objektif televizyon" diye küresel sermayeli bir tek kanal mostralık bırakılıyor...

Madem ki Akdeniz ve Ege kıyılarımızda İngilizler, Almanlar yerleşip yaşayabiliyor, madem ki milyonlarca Suriyeli geliyor, devletçe bakılıyor, iş kuruyor; bu yeni devletlerin yeni yurttaşlarına da kimsenin "ya sev ya terket" deme lüksü artık kalmadı.

Ak Saray Devleti'ni, Suriye Devleti'ni, ABD'yi, Avrupa Birlği'ni, Rusya'yı Çin'i, Suud Prensliği'ni tanımayacaklar. Hatta tekellerin oyuncağı Birleşmiş Milletler örgütünü de tanımayacaklar. Eski devletlerin yerini, yeni devletler alacak.

İyimserim, hem de çoook iyimserim...


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.