Çantadaki Keklik, Doğadaki Keklik




Gerek meslek ve gerekse seçmenlikte kırk yılı aştım, ilk kez bir seçim döneminde siyaset ortamına uzaktan baktım. Siyasetçiye bu dönemki kadar öfkeli değildim, -itiraf edeyim- ama sağlık sorunlarım da siyasal ortamı izlememe pek izin vermedi.

Anayasa değişikliği referandumundan bugüne yazdıklarım ortada. Tek Kişi iktidarını o Tek Kişi ben bile olsam asla tanımayacağımı, Tek Kişi Kararnamelerini uzaktan seyredecek koltukzade 600 siyasi parti lidervekilinin hiçbirine saygı duymayacağımı açık açık yazdım. Bu bir suç değil, çünkü onlar da yalnızca sanal ortamda yaşama şansı bıraktıkları Bigazete gibi bağımsız yayın organların, bu yayınları üreten gerçek gazetecileri yok etmekle uğraşıyor, ötekileştiriyor, aşağılıyor, iftira atıyor, punduna getirdiğini içeriye tıkıyor ve hatta tetikçilerine hedef gösteriyorlar.

Son yıllarda gerçek gazetecilerin günümüz ahlaksız siyasetçileriyle yaşadığı gerçeklik buyken, seçim dönemlerinde siyasetçilere kapılarımızı kapatmamız, savunduğumuz "pasif direniş ve pasif mücadele" nin bir gereğiydi. Yazdıklarımı okuyanlar bu dediklerimi anlamlandırabilir, şimdiye dek okumayanlar da ezbere yorum yapmadan önce geçmiş yazılarımı okuyabilirler.

Kampanya sürecine gazeteci mesafesinin uzağından bakınca, iktidar ve muhalefet beslemesi medya organları ve sosyal medyadaki İnce'nin mitinglerdeki kalabalıklarından ve taraftarlarının motivasyonundan ben de etkilendim. Üstelik, İnce'nin ne denli yanlış bir muhalefet adayı olduğunu anlatırken düştüm bu yanılgıya. Erdoğan'ın ilk turda seçilemeyeceğini, ikinci turda seçileceğini öngördüm ve ben de yanıldım. İş ilk turda bitti.

Keklik çok değerli bir kuştur, yerlidir ve millidir. Hele Kınalı Keklik... İnsan dahil beslenme zincirinin etoburları onu yemek için her yola başvururlar, ama o hububat yer, ot yer, sebze yer, meyve yer. Doğa ile o denli uyumludur ki, her yerde olabilir ama göremezsiniz. Keklik kuşunun yüksek değerini yalnızca doğa bilimcileri ile onun iştahla yemek isteyen avcılar ve avcıların ağaları bilirler.

Keklik avlamak için ya tuzak kurulur, ya da sürek avı yapılır. Tuzak yönteminde Tutsak Erkek Keklik kafestedir. Dağdaki Özgür Erkek Keklikler; Tutsak Erkek Kekliğin yanına "Ne derdin var?" diye gittiklerinde, Çantadaki Keklik haline dönüştürülürler. Sürek avı yönteminde ise silahlı timler, özgür kekliklerin bulunduğu doğal ortama, önce köpeklerini salarlar. Köpekler sahiplerinin istediği biçimde keklikleri belli bir noktada sıkıştırırlar. Ardından silahlı timler erkeğine, dişisine, bebeğine, çocuğuna bakmaksızın özgür keklikleri katlederler ve sofraya konacak boyda olanları Çantadaki Keklikler'e dönüştürürler.

Özgürlüğüne düşkün, doğa ile barışık kekliklerin Çantadaki Keklikler haline dönüştürülmesinin siyasetle ilgisini nasıl mı kuruyorum? CHP'ye bakınız, ne dediğimi anlamaya başlayacaksınız.

Türkiye Cumhuriyeti hepimizin ezberden söyleyebileceği gibi Kurtuluş Savaşı kazanılarak kuruldu. Önderi de Osmanlı'nın iyi yetişmiş başarılı subayı Mustafa Kemal (Atatürk).

İşine bu kadarı gelen, başarılı bir askeri lider portresiyle, 18 Mart 1915'de düşman deniz filosunu Çanakkale Boğazın'dan geçirmeyen Nusrat Mayın Gemisi komutanları ölçüsünde değerlendirebilir. Oysa Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı kazanan komutan niteliklerinden çok daha ileri nitelikleri, vizyonu ile öğrenilirse Yüce Önder Atatürk olduğu anlaşılır.

Mustafa Kemal 12 Eylül cuntacıları gibi askeri komite ile, yeni bir padişah / kral / hakan kimliği ile Türkiye Devleti kurabilirdi, hatta kendisini Yeni Osmanlı İmparatoru ve İslam ümmetinin Yeni Halifesi ilan ettirtebilirdi. Buna kim engel olabilirdi? O kalktı, Anadolu ve Rumeli Müdafaası için arayış içinde olan insanlarla bir meclis oluşturdu. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ile başlayan ve daha sonra CHP olan siyasi parti ile yola çıktı. Başkomutanlık görevini bile "Meclis Başkanı" sıfatı olmadan kabul etmeyerek, Meclis Başkanı sıfatıyla üstlendi ve öyle Kurtuluş Savaşı yürüttü, kazandı. Türkiye Cumhuriyeti'ni Lozan'da tüm dünyaya tescil ettirirken de Meclisi olan bir Başkan idi. İkinci meclisten başlayarak seçimle gelen milletvekilleri aşamasına geçiren de O idi. Cumhuriyeti kuran ve tek başına iktidar olan CHP'ye muhalefet edecek partilerin yer aldığı bir parlamenter sistem oluşturmak için kendi eliyle, CHP içinde zaten muhalif grup olanlara partiler kurdurmaya çalışmasını, bugün üniversite öğrencileri bile bilmiyorlar, ama "okumuş çocuklar" sayılıyorlar. Atatürk'ün ardından ismet İnönü'nün aynı vizyonu sürdürdüğünü, çağına göre dünyanın çok ilerisinde ve hatta bugünün bile ilerisinde çok partili sisteme nasıl uygarca geçirdiğini, iktidarı seçimle nasıl bir nezaketle muhalefete devrettiğini bu ülkede ayrıntılarıyla bilen kaldı mı, kuşkuluyum. Oysa ne kadar seviniyorduk, sosyal medya çıktı çıkalı neredeyse seksen milyon çok bilmişimiz oluştu diye... 

2000'li yıllara gelmişiz, kendi içinde adil seçimleri ortadan kaldırmış, adeta şahıs şirketlerine dönüşmüş siyasi partiler ile nasıl bir demokrasi aranıyor, benim mantığım hiç ama hiç almıyor. Bu şahıs şirketi partilerin patronlarınca, taşeronlarının önerileriyle atanan vekiller düzeyine inildi. Üstelik eskisi gibi yasama yetkisi kuşa çevrilmiş bir mecliste. Üstelik 600 tane. Üstelik rekor maaşlı, bol ödenekli, bol sekreterli, bol havalı, bol afra tafralı vs. vs...

Şimdi bu siyasi partilerin sağda olanlarını makul karşılayabiliriz. Sağ siyasal kültür patronlu bir dünyadır, kolektif bir dünya anlayışını kitabının dip notları arasına bile almaz. Sosyaldemokrat ve hatta söylemde sol görünen CHP için ise akla ve bilime aykırı bir durum yaşanıyor. Dağdaki Özgür Keklikler "Nasılsa paşa paşa Kafesteki Tutsak Kekliğin yanına gelecek" algısı üretildi. Özgür Keklikler köşeye sıkıştırıldı, her koşulda CHP'ye oy verecekler, kafese konmuş keklik ile de her seçim avlanacaklar ve çantadaki keklik haline dönüştürülecekler, ortamı üretildi.

Bu tuzağa Kılıçdaroğlu ile düşüldü, Ekmeleddin ile düşüldü, İnce ile düşüldü. Ben ise tümünün ve ürettikleri tüm işgalci kadrolarının CHP'yi terk edip gerçek adreslerine gitmelerini öneriyorum. Yoksa siyasal sistemde bir CHP'den söz etmem olanaksız. Ortadaki cenazeye YCHP demek bile, gerçek CHP'nin anılarına saygısızlık olacak.

Uzun süredir peş peşe bu konuda yazılar yazmamın gerekçesi budur. Dağdaki keklikleri uyarıyor ve "Tutsak Keklik tuzağına düşmeyin!" diyordum. Özgür Keklikler'in çoğu yine bu tuzağa düştüler.

Popüler bir yazar değilim, slogancılık yapmıyorum, partizanlığım yok, müritliğim yok, yandaş, besleme vs. türü ile kan uyuşmazlığım yargı kararlarıyla sabit. Üstelik halk dalkavukluğu da yapmam. Neden yapayım ki? Halkın yozlaştığını izlerken, sayısız kanıtlar ortadayken; tembelleşmiş, dilencileşmiş, yalan ve iftiraları gerçek diye kabullenmeye hazır ve bu şekilde küçük küçük cemaatlere bölünerek müritleşmiş  halkın sırtını okşamak benim işim değil. Gerçek bu, yönetenler kadar halk da yozlaştı ve kirlendi. Bir nesil ve belki de iki nesil artık tedavisi olanaksız çöpe dönmüş durumda.

Farkındayım, çok kişinin öfkesini üzerime çekiyorum. Benimki kemoterapi gibi bir şey. Zararlı hücreleri yok etmek isterken, yararlı hücreleri de tedirgin eden bir durum. Yan etkilerini azaltmak için Müzeyyen Senar'ın sesinden Faruk Nafiz Çamlıbel'in sözleri, Fahri Kayhan'ın Hüseyni makamında bestesi ile bir Keklik şarkısı önereyim.

Keklik bizden uzaklaştı / Yolumuz sarpa dolaştı...

İşi şarkıda bırakmak, kültürümüze saygısızlık olacak. Keklik ile ilgili o kadar çok türkümüz var ki... Size Türk Halk Müziğimizin yaşamasını sağlayan efsane arşivcisi Muzaffer Sarısözen'in derlediği, büyük ozanımız Aşık Veysel Şatıroğlu'na ait türküyü anımsatmazsam olmaz.

Eh artık, gerisini de biraz siz düşünün...

Keklik İdim Vurdular

Kanadımı Kırdılar

Daha Ben Ne İdim ki

Anamdan Ayırdılar

 

Gel Gel Yanıma Keklik

Kastın Canıma Keklik

Al Kınalı Parmakları

Batır Kanıma Keklik

 

Keklik Kayalı Yerde

Öter Mayalı Yerde

Sevdiğimin Kavalı

Kaldı Dayalı Yerde 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.