Yunanistan’a benzemeyelim de…




Daha önceden yazacaktım ama vazgeçtim. Karamsarlık, moral bozukluğu, umutsuzluk yaymayayım dedim. 

Maalesef iyi bir sinyal yok. Güven sorunu ve borçlarımızı nasıl ödeyeceğimize dair kaygılar devam ediyor. 

Neyse, uzatmadan söyleyeceğim sözü en baştan diyelim.

Yunanistan’a benzemekten korkuyorum.

Diyeceksiniz ki; Ne demek istiyorsun? 

Ekonomide ciddi sorunlar var. Bunu hepimiz biliyoruz. 

Bir kriz arifesindeyiz, ağır bir finansal kriz geliyor. Bunu da söyleyen çok oldu. 

Uluslararası Para Fonu’nun yıllar sonra devreye girmesi söz konusu olabilir. Bir IMF programı kaçınılmaz. Evet doğrudur, gidişat öyle…

Benim korkum; Yunanistan gibi ağır bir kriz yaşamamız… 

Kamu hizmetlerinin aksadığı, devletin elinde ne kaldıysa özelleştirildiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı, her türlü verginin kat kat artırıldığı, işsizliğin tavan yaptığı, beyin göçünün hızlandığı, bankalardan para çekişine sınırlama getirildiği, memur ve emeklilerin maaşlarının düşürüldüğü bir kriz yaşamaktan korkuyorum.

Umuyorum sonumuz Yunanistan’a benzemez…

Bunları yazarken, Merkez Bankası’nın yine faiz artırmadığını ve ABD Doları’nın yeniden 4.9 TL’yi aştığını göz ucuyla televizyondan bakıyorum.

Ekonomiyi boşuna damada vermediler. Faiz artırmadan ekonomiyi sırtlayacak bir yönetim planladılar. Ancak, bu tür finansal saldırıları faiz silahını kullanmadan göğüslemek çok zor…

Dış basında ekonominin geleceğiyle ilgili karamsar yazılar artarak çıkıyor. 

“Türkiye ekonomisi o kadar sıcak ki eriyebilir” diyen mi istersin, “Küresel krizin fitilini Türkiye ateşleyebilir” diye yazan mı ararsın?

Bir başkası da şöyle demiş: “Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Türkiye, kontrolsüz bir şekilde borçlanarak büyüdü ve borç seviyesi alarm vermeye başladı.”

Çoğunluğu özel sektöre ait dış borca (toplam 466 milyar dolar borcumuz var 325’i özel sektöre ait) dikkat çeken Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman ise, Türkiye’nin 1997-98 Asya finans krizine benzer bir kriz riski taşıdığı uyarısı yaptı.

Peki sorunlar neler?

1- Cari açık artıyor. Açığı finanse etmek için dış borç bulmak zorundayız.

2- Ancak dış borç miktarı ve dolayısıyla riskimiz arttıkça dış finansman bulmakta zorlanıyoruz. Bu yıl 240 milyar dolar bulmamız gerekiyor.

3- TL’nin değer yitirmesi riski gören yabancı yatırımcının satış yapıp Türkiye’yi terk etmesinden kaynaklanıyor. Yabancıların elindeki hisse senedi yüzde 25, tahvil ise yüzde 20 azaldı.

4- TL değer yitirdikçe, özel sektörün dış borç yükü artıyor.

5- Enflasyonda sıçrama var. Bütçe açığı artıyor.

6- Bir dönem ekonomiyi taşıyan konut sektörü frene bastı. Faizler yükseldi, alıcıların öncelikleri değişti, piyasa doydu. İstanbul’da 221 bin boş konut satılmayı bekliyor.

7- Tüketim daraldı. İlk 6 ayda kapanan şirket sayısı yüzde 16 arttı, beyaz eşya sektörü yüzde 15 daha az satış yaptı. 

8- Seçim sonrasında beklentilerin aksine özellikle yeni kabinenin açıklanması ve sonrasında güven tesis edici mesajlar verilemedi.

 


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.