Bıkkınlık veren siyasete 3 yıl mola verilmeli




İnsan, zaman ve emek vermediği bir konuda öngörülerde bulunursa, gerçekten yanılıyor. 

1 Kasım Milletvekili Genel Seçimleri, Biga ve Çanakkale ili ile sınırlı ve onunla da çok sınırlı şekilde ilgilendiğim bir seçim süreci yaşandı. Türkiye geneli ile ilgili öngörülerim yanlış çıktı.

Kuşku bizim mesleğin oksijenidir, bu oksijen olmasa öngörülerimi paylaşabilirdim; yalnızca dostlarla sohbet ortamında paylaşmak teselli ikramiyem. Çanakkale ve Biga için ise yanılmam olanaksızdı, buralardaki sandıklardan çıkan sonuç, kimse için sürpriz değil. 

Okurlarımla paylaşmadığımı şimdi paylaşayım: Adalet ve Kalkınma Partisi için yüzde 41, Cumhuriyet Halk Partisi için yüzde 32, Milliyetçi Hareket Partisi için yüzde 15, Halkların Demokratik Partisi için yüzde 11 öngörmüştüm. Kesin olmayan resmi sonuçlara göre sandıklardan 49,5-25,5-12-11 sonuçları çıktı. Çanakkale ilindeki 4 koltuğun bu kez 2-2 paylaşılacağını ise seçimden çok önce yazmıştım.

Normal koşullarda 2019'a kadar seçim yok, zaten olmasın da… Siyaset seçimden seçime yapılan bir uğraş değil elbette, ama benim gibi çok insan siyaset konuşmaktan bıktı, artık herkes işine bakmalı. Seçmen kendisinin nasıl ve kimlerce yönetileceğine karar verdi, seçilenler verdikleri sözleri tutmakla uğraşsınlar, seçilemeyenler de sakin kafayla kendi partilerinde değerlendirmelerini yapsınlar.

Yüzde 49,5 oyla hükümet edecek parti, parlamenter sistemde, seçmenin tercihidir ve buna herkesin saygı göstermesi gerekir.

Seçimi yitiren siyasi partilerin ise genel başkan ve yönetimleri istifa etmemelidir. Kendi parti üyelerine karşı yerine getirmek zorunda oldukları sorumlulukları vardır. Yanlışı nerelerde yaptılarsa, onları belirlemeliler, parti içinde uygar tartışma ortamlarında çözümleri formüle etmeliler; çözümler belirlendikten sonra istifa etmeliler. "Ben kaybettim, hemen çekip gideyim" tavrı, siyasi partilerin en büyük hastalıklarından biridir.

Örneğin, sosyaldemokrat bir parti olarak bilinen CHP. Kadın ve gençlik kotaları koymadan, yani pozitif ayırımcılık bile yapmadan üye temelinde gerçek bir parti içi demokrasiyi oluşturmak için üç yıl zaman kazandı. Tüzüğünü değiştirir, maddi-manevi bedelini üstlenmeyi göze alarak kendi iradesi ile üye olanlarla işe sıfırdan başlayabilir. Parti içi eğitim, örgütlenmeler, programlar.. İktidar partisinin yapması olanaksız böyle bir yol ile ancak iktidar alternatifi olabilir.

Milliyetçilik temelinde siyaset yapan MHP ile HDP de bu yöntemi uygulayabilir. MHP'nin ayrıca kendine bilimsel bir ekonomik model, HDP'nin ise kendine tanımlanabilir bir de ideoloji bulması kaçınılmaz görünüyor. Kişisel olarak bu iki siyasi partinin kuş mu yoksa deve mi olduğunu ben anlayamadım. CHP'nin de, etiketini taşıdığı ideolojiye uygun davranmadığını uzun süredir anlatmaya çalışıyorum.

Denilebilir ki "AKP'nin ideolojisi var mı?" Bence de yok. Öyle kadroları var ki, birini al CHP'ye koy, diğerini al MHP'ye koy, bir başkası var HDP'ye koy; hiç sırıtmaz, hatta daha gerçekçi ve doğru bile olabilir. Türkiye'nin kaderi de bu demek ki; siyasi partilerin hepsi her telden çalmayı, koalisyonu parti içinde yapmayı siyaset sanıyorlar.

Parlamenter demokrasilerde seçmene saygı, onun karşısına ne isen öyle çıkmaktan geçer. Böyle olursa, siyasetçiye saygı ve güven de artar. Muhafazakarsan, muhafazakar gibi davranacaksın, sosyaldemokratsan sosyaldemokrat gibi... Öyle de bir yaşam biçimin olacak.

Türkiye'nin liberal sağ bir siyasi partiye ihtiyacı var. Önümüzdeki seçimsiz geçecek üç yıllık süre, "merkez sağ" denilen böyle bir partinin güçlenmesi için de mükemmel bir dönem. Türkiye'nin geleceği için gerçek bir ihtiyaçtır bu!

Üç yıl dediğimiz çok kısa bir süredir. İçinde ömrümü geçirdiğim, iyi tanıdığımı düşündüğüm gazeteci meslektaşlarımın, toplumsal gerilimi azaltma isteğine içtenlikli karşılık verilmesini bekliyorum. Haber alma/haber verme/yorumlama özgürlüklerimiz olduğu sürece; ne yargı, ne siyaset, ne bürokrasi, ne iş dünyası ve ne de sivil yaşamla bir savaşımız olamaz. "Özgür medya olmadan, demokratik bir ülke, huzurlu bir toplumsal yaşam oluşturulamayacağı" da artık anlaşılmalı.

Klasik sözdür: Herkes işine baksın! Rol çalma son 30 yıldır olduğu gibi devam ederse; üretime katılanlardan kimin artist, kimin senaryo yazarı, kimin yönetmen, kimin ışıkçı, kimin sesçi olduğu belli olmazsa, mesleki niteliklilerden ve kendine saygısı olanlardan oluşmazsa; seyirci de bir gün sinema salonuna gelmeyi bırakacaktır.

Yeni dönem kazanana da, kaybedene de hayırlı; kazananın hoşgörüsü, kaybedenin ise sabrı diğerinden fazla olsun.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.