Her tür koalisyon caiz midir(?)




Biga'nın bir orman köyünde geçiyor diyaloglar. Köy kahvehanesinde, her zamanki gibi köy camisinden gelecek ezan sesini bekleyen bir kaç yaşlı köylü oturuyor.

O sırada, muhtemelen bir iş nedeniyle köye gelen saygın bir Bigalı, kahvehanedekilerle selamlaşırken, yaşlı bir köylü dikkatini çekiyor. Hayli dertli bir yüz ifadesiyle oturuyor, çünkü...

-Amca hayrola? Bir derdin mi var?

-Var be oğlum. Sen bilirsin... Ben emekli maaşımı Halk Bankası'ndan alıyorum, acaba caiz midir?

-Nasıl yani?

- Adı Halk Partisi'yle aynı ya, ondan dedim caiz mi diye...

-Dert etme be amca! Yetki sende, değiştirir, gider Ak Bank'tan alırsın...

Siyasetin müzminlerinden Fikri Sağlar, Kılıçdaroğlu'nun emekliye Ramazan ve Kurban bayramlarında birer ikramiye verme vaadini anımsatarak, "Dört emekliden biri bile CHP'ye oy vermedi" demiş. Fikri Sağlar'ın parti içinde yeniden gözde olma düşlerini, ucuz siyaseti bir yana bırakırsak; insanımızın son otuz yılda nasıl kullanıldığını anlamamız için bu diyalogu paylaştım.

Israrla yazmayı sürdüreceğim şu: Kimlik siyaseti insanımızın önemli bir bölümünü adeta köleleştirdi. Konuşurken, yazarken kullandığımız sayısız kavrama, gerçek anlamlarının çok ötesinde anlamlar yüklendi.

Halk kavramı kendisini anlattığı halde, orman köylüsü emekli yurttaşımız onu yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi olarak algılıyor. Ak dediğiniz de AKP anlıyor, milliyet dediğinizde MHP...

Biga'nın herhangi bir köy kahvehanesinde ve hatta Biga'nın bir çok toplu oturulan mekanlarında, benim gibi bilerek "solcuyum" derseniz, nelerle karşılaşacağınız meçhuldür. Sizi tanımıyorlarsa etiketiniz dinsiz, ahlaksız, terörist... Eğer tanıyorlarsa alacağınız yanıt genelde şöyle olur:

-Beni konuşturmak için mahsus diyon. Ben senin sülaleni tanırım, sizden öyle adam çıkmaz!

Eğer benim gibi ısrar ederseniz, arkası şöyle gelir:

-Ben seni biliyom. Sen gazetecisin, ağzımdan laf almaya çalışıyon!

Bir bölüm insan da, kavramlara yüklenen yanlış anlamların doğru olduğuna o kadar emindir ki, eğer beni de tanıyorsa, başlar öğütler vermeye.

-Bak okumuş insansın, yanlış bir şeyini de görmedim, ama böyle deme; seni yanlış anlarlar.

Burada elbette kavramların gerçek anlamları bu, halka öğretilmiş yanlış anlamları şu diye sözlük yazma amacında değilim. Kalkıp "Hz. Muhammed Medine'de yaşarken bir tür komünistti" desem, doğru olduğu halde, İslam peygamberine küfür ettiğime inanan sayısız insan çıkar.

İnançlarla ilgili tartışmalara girmek, bu ülkede oldukça risklidir. Maalesef inanç alanında tablo özetle şudur:

Devlet eliyle güç sahibi olmuş ahlaksızlar yalanlar üretir, tertemiz ama cahil insanları kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirirler. Yalanları üretenlerle doğrudan hiçbir sorun yaşamazsınız, çünkü onlar doğruları bildikleri için sizinle tartışmaya girmezler. Biçimlendirdikleri saf ve temiz insanları tetikçi haline getirmişlerdir çünkü...

Örneğin onlara İmamı Azam'ın; Emevi ahlaksızlarından, Abbasi ahlaksızlarından aynı acıları çektiğini anlatmaya kalksanız, zerre ikna edemezsiniz. İmamı Azam'a küfür eden Buhari gibi bir yalancının uyduruk hadisleri ile çoktan kodlanmıştırlar.

Kılıçdaroğlu emekli maaşlarının çok düşük olduğunu bilerek, emeklilere iki ikramiye vereceğini vaad etti. Belli ki, kendisi veya bu vaadi hazırlayan parti yönetimi, uzmanları bu iki ikramiyeyi Ramazan ve Kurban bayramları takvimi ile bilerek birleştirdiler.

İki ikramiye vaadi gerçek, ama dini bayramlarda verilmesi bir tür pazarlama yöntemi.

Emekliler bu vaadi oy tercihlerini değiştirecek önemde görmediler. Gerçekten de görmediler. Tıpkı asgari ücretlilerin 1.500 lira net vaadini, tıpkı sömürülen taşeron işçisinin kadrolu yapılacağı vaadini önemsemediği gibi.

Hasbelkader CHP hükümet kursa, hükümet ortağı olsa, bu vaadlerini yerine bile getirse; toplumun büyük çoğunluğundaki biçimlendirilmişliği akıl ve mantık çizgisine yaklaştıramaz.

Milyarlarca yıllık gezegenimizde milyonlarca yıldır toplumları akıl çizgisine getirmeye çabalayanlar oldu. Gelinen nokta bugün yaşadığımızdır. Yaşamın hızı, bilinçlenme hızının milyonlarca kat üzerinde. Bunları düşünür paylaşırken, umutsuz olduğum veya umutsuzluk aşılamaya çalıştığım sakın düşünülmesin. Devrimci düşüncelere sahip olan ve devrimciliği yaşam biçimi yapmış olanların, Kabe'yi ziyaret için yola çıkan topal karınca gibi olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?...

İçinde bulunduğumuz koşullara göre de çözümler önerme ve üretmeyi önemsemek gerekiyor. Bireysel olarak "ya herro ya merro" denebilir, ancak toplumsal sorumluluk üstlenenlerin uzlaşabilecekleri bir tek konu bile olsa, o konuyu uzlaşarak çözmek gibi yükümlülükleri vardır. Evde yalnızca soğanla yumurta varsa, soğanlı yumurta pişirilip yenir. Bence hem akla uyar ve hem de caizdir(!)


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.