Sizi tanımıyorum `sayın` Tanrılar!




Seçilmiş insanlara “sayın” demenin eskiden bir anlamı vardı. “Sayın” demek; bireyin kendisine değil, seçilmişliğe ve onun temsil ettiği kitleye duyulan saygının bir anlatımıydı. Diyen ve denilen için bir değeri vardı. İçtenlik taşıma süreci yaşıyordu...

Güç tutkusu, herşeyi belirleme, herşeye egemen olma bencilliği ve -açıkça dile getirmem gerekiyor- sonradan görmüşlük, bu süreci geriye döndürdü.

Bazı sivil toplum yapılarında hala “sayın” lara rastlıyoruz, ancak siyasette kökü kurudu. Siyaset ağalarının atadıklarında da “sayın” aramayı, tanımlamam kapsamında gereksizlik görüyorum.

Bu yaklaşımı, “saygısızlık” diye değerlendirenleri ve hatta “terbiyesizlik” gibi algılayanları ise doğadaki bir canlı sıfatıyla “terbiye” ye davet ediyorum. Eğer "demokrasi" arıyorsak, “sayın” değer ve saygısı gösterilecekler, öncelikle doğadaki canlılardır.

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusunun yanıtı, “Bana ne ulan!” değilse bile “Kendini bilmezin birisin” olmalıdır.

Kimsenin kimseyi özgür iradesiyle seçmediği bir yapıya, demokrasi denemez. Birilerinin “Milli İrade” muhabbeti de, bana Cevriye ninemin masallarını anımsatıyor.

Anayasa değiştirilecekmiş… Değiştirile değiştirile zaten yamalı bohça olmuş, yine değiştirilse ne olacak? Değiştirilip önümüze konacak saltanat fetvalarına “Demokratik Anayasa” veya “Sivil Anayasa” denmesin, tek dileğim bu!

Başkanlık sistemi getirilecekmiş… Demokrasiyi yaşamıyorsam, saltanat koltuğunda “Genel Vali” otursa ne olur, “Padişah” otursa ne olur, “Başkan” otursa ne olur. Özü dikta rejimidir ve ona saygı duymamı kimse benden bekleyemez.

Ben kim miyim?

Siz benim kim olduğumu çok iyi biliyorsunuz, çünkü aklınızı ve vicdanınızı kullanarak aynaya baksanız göreceksiniz. Emek vermeden armağan alınmış bir yaşamı sürdüren, milyarlarca canlıdan biri!

Özlerdim ki, etnik kimlik giydirilmemiş olayım. Özlerdim ki, dinsel kimlik giydirilmemiş olayım. Özlerdim ki, çizilmiş sınırlara hükümlü olmayayım. Özlerdim ki, malım - mülküm olmasın. Özlerdim ki, kimseyi yönetmeyeyim ve kimse de beni yönetmesin. Seçme gereği duymayayım, seçilme gereği de…

Ve isterdim ki... Mahkum etmek, işkence yapmak, sürgün etmek, öldürmek, katletmek, soykırım yapmak gibi aklın ve vicdanın reddetmesi gerekenlerin, düşüncesi ve kavramları bile bulunmamış olun.

Azot denilen bir elementin hassas dengesi sayesinde oksijen soluduğumuz bir atmosferle kaplı, sonsuz evrendeki minik bir gezegende gözlerimizi açmışız. Ne kadar süre konuğuz, konukluğun ne kadar tadını çıkarıyoruz?

Karayip Adaları’nda milyar dolarlık yatla gezinti varken, Ege Denizi kıyısına vuran bebek cesedi olmak…

Hiçbir şey üretmeden mehdi koltuğuna kurulan, papağan gibi “cennet, huri…” vaizlerini yaşatmak için, bir kör kurşuna şehit olmak…

Saraylarda, altın işlemeli kadehlerde ekose etekli Pekin Ördeği yanında meyve kokteyli ile afiyet içinde olmak varken, rantiyecinin depremzedesi olmak…

Avcılık ve toplayıcılık dönemlerini merak edip öğrenmedik diyelim. Taşların yontulduğunu, demir cevherinden atlara nallar yapıldığı dönemleri de hiç düşünemedik, diyelim. Babadan oğula geçen hanedanlıkları, aşiretler arasındaki entrikaları, kan ve gözyaşlarını da mı öğrenemedik? Ne bileyim, bir Sheakspeare okumadık veya bir Naima tarihi okumadık; hatta Muhteşem Süleyman dizisini bile oturup bir kere izlemedik?... İyi de sabahtan akşama ezanla camiye çağırılıyorken, bir kere olsun Kur’an ne anlatıyor diye de mi merak etmedik?

Allah’ın meleklerinden sayılan Şeytan başka şey, Allah’ın yarattığı iktidar kavgası veren Ebu Leheb başka şey oysa...

Diyelim ki “merak” bizim eve hiç uğramadı. Milyonlarca işsizden söz ediliyor, bunlardan bir teki de mi yakınımızda değil?

Yola devam o halde.

Ben bir “canlı” olarak kendime ve yalnızca kendini “canlı” olarak tanımlama özgüvenine sahip olanlara “sayın” demeyi seçiyorum. 

Ve elbette…

Sahte seçimleriniz, sahte referandumlarınız için sandığa gitmeyi reddediyorum. Kendi içinde demokrasi bulunmayan siyasi partilerinizi ve atanmış vekillerinizi, belediye başkanlarınızı saygıdeğer bulmuyorum.

Yazın şimdi adına “hukuk” dediğiniz kutsal mevzuatınıza:

“Diktatörlük diye bir kavram, hukukumuzda Demokrasi diye tanımlanır ve ona saygı duymayanların, katli vaciptir!”

Ki siz, bu durumda tanrılaşmış oluyorsunuz. Bir canlı sıfatıyla aççık ve seççik olarak duyuruyorum:

Sizi tanımıyorum!


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.