KHK’ahalarla gülerim




Demokrasi nedir?

Seçilmişleri gerçekte atanmış olan, atanmışların bile yasa yapamadığı meclisi bulunan, tek kişinin emirleriyle hazırlanan kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen olağan üstü hal yönetimlerine Demokrasi denir.

Ne o? Yoksa bütün ezberleriniz bozuldu mu?

Ne diyordu 2 bin 400 yıl önce Demokritos?

Atomlar boşlukta hareket ederler, birbirleriyle buluşup yeni şeyler üretirler ama kendileri hiç değişmez. Hiçbir şey raslantı değildir, biz yalnızca bilgisizliğimizden öyle zannederiz.

Bugüne dek kutsal sayılan kaç tanrı kitabı varsa din adına… Hepsinin çevresi geleneklerle örülmüştür. Hangi tarihte, hangi ortamda ve hangi koşullarda ortaya çıkmışlarsa, öyle biçimlenmişlerdir. Kara çarşafından tutun, mum yakmaya, tütsülenmekten tutun, namaz kılmaya… Kutsal denilen kitaplarda biçim, şekil yok, bunların tümünü çıktığı gelenekler belirlemiştir. Eğer sizin kendi gelenekleriniz varsa ve onlarla uyuşmuyorsa, çelişkiniz, çatışmanız oradadır.

Geleneklerin kavga etmeden özgürce buluşması, uygarca tartışması, zenginlik sayılarak yaşatılması demokrasi, yani cennettir.  Bir geleneğin diğerlerini yok etmeye kalkması ise çağına göre diktatörlükten faşizme kadar farklı adlar alan cehennemin dibidir.

Demokrasi üzerine yazılmış binlerce kitap var ve en obur okur bile bunlardan ancak birkaç yüz tanesini okuyabildi. Keşke onları da okumasaydık… Küresel Reis derhal bir KHK çıkartmalı ve Tarumar Dil Kurumu sözlüklerindeki Demokrasi tanımını değiştirmeli.

KHK Madde Bilmemkaç: TDK sözlüklerindeki  “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi” diye tanımlanan Demokrasi “Küresel Reis ne derse o’dur” olarak değiştirilmiştir.

Küresel Reis, birkaç gündür siyasetçi tanımı da yapmaya başladı. Bu sabah, İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) toplantısında da yineledi. “Alt Akıl” hatta yerlerde sürünen akıl sahibi olarak anladığım özetle şu:

“Siyasette, seçilmeden önce söylenenler, seçildikten sonra bir kenara bırakılır.”

Kral çıplak yani…

Siyaset, siyasi partilerde yapılır diye biliyorduk, bu ezberimizi de değiştirmeliyiz. ÖSYM hazırlıklarına başlamalı ve önce siyasi partilere üye belirleme sınavları düzenlemeli.  Sonra delege sınavları, ardından parti yönetici sınavları yapılmalı. Siyasi partilerde kongredir, adaylıktır, önseçimdir, seçimdir… Bunlar demokratik şeyler değiller, artık hepimiz öğrenmeliyiz. TDK sözlüklerinde de şu değişiklik yapılmalı:

“Hazine’den destek alan ve halkın gazını alma sektöründe faaliyet gösteren tek kişilik anonim şirketlere, siyasal parti denir.”

Demokrasilerde, yerel yönetim seçimleri, abesle iştigal bir lüzumsuzluk, çağdışı bir uygulamadır. Diyanet İşleri’nde Müezzini Kayyım nasıl atanıyorsa, Dahiliye Nezareti’nde de Belediyeyi Kayyım öyle atanmalı. Allah’ın dediği olur, olmadığı durumlarda Allah’ın Reisi’nin dediği olur. (Murphy kim ki?)

TBMM’deki koltuklarda sınırlı süreli oturacaklar için, geçici sözleşmeli personel alım sınavları açmalı. En gereksiz soru önergesi yazabilenler, gece yarısı en çarpıcı geçici madde önergesi verebilenler, grup toplantılarında bile konuşamazken halkın karşısında Reis’in dediği gibi kenara bırakılacak en muhteşem yalanları söyleyebilenler test yöntemiyle belirlenmeli. Üç günde akademisyen edilmiş ipe sapa gelir bir tek makalesi bulunmayanlar, derhal beş şıklı ve biri doğru kabul edilecek test soruları hazırlamalı. Bu sorular ve yanıtları artık hangi cemaate verilecekse de artık iyi belirlenmeli, çünkü trenden atılacak her cemaate ABD ve AB bakacak durumda değil. Oralarda da işler şu sıralar berbat.

Mebbus olma başvurularında öyle fakülte diploması neyin de aramaya gerek yok, gösterilen yere imza atmayı bilsinler yeter. Dişlerine bakılmalı ama… İnsan içine çıkıldığında maazallah yüzleri kızaracak olanlar çıkar, dişleri olmalı ve sıkmayı bilmeliler. Kalanı keyifli bile… İyi maaş, ucuz yemekler, seçildiği yörelerde ağırlanmalar, ballı kaymaklı rantlar…

Yasama denilen, yani yasa yapma faaliyetleri KHK’larla yerine getirildiğine göre; Meşrutiyet Meclisi kadar bile bir meşgaleleri olacağını düşünmemek gerekiyor.

Burası, bizim ülkemiz mi?

Bu halk, Kurtuluş Savaşı vermiş Türk Ulusu’nun torunları mı?

Bu manzara, Atatürk’ün ilan ettiği Türkiye Cumhuriyeti mi?

Hadi canım! Bir tek kişi “Hayır” desin, KHK’ahalarla gülerim.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.