Gelin hesaplaşalım




Yazdıklarım nasıl yorumlanıyor, kim ne kadar rahatsızlık duyuyor; inanın umurumda değil. Ben kendi bilgi ve deneyimlerime göre yazıyorum. Açıkça da belirteyim: Demokrasinin değerini 15 Temmuz gecesi öğrenenlerden değilim; kandırılmışlardan, fırıldak gibi dönenlerden değil, yaşamı boyu feodal terörün acılarını çekenlerdenim.

-F Tipi Cemaat devlete sızmış mı?

-Ne sızması? Devleti koalisyon ortağı olarak yıllardır yönetiyor.

-15 Temmuz bir darbe girişimi mi?

-Hayır! Darbe devleti yönetmek için yapılır, ama 40 günü geçti hala TRT’de yönetime el koyduğu açıklanan Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor; bileni, açıklayanı yok. 

-15 Temmuz’da yaşanan felaket ne o halde?

-Türkiye’yi yöneten küresel güçlere bağımlı gerici koalisyonda, payını yüzde 100’e çıkartmaya kalkan açgözlü bir ortağın, devletteki tüm kadroları tasfiye edilmek istenince, son hamle olarak yaptığı, amacına ulaşması olanaksız kanlı bir kalkışma.

-Kökü dışarı da mı?

-CIA operasyonu olduğu çok açık, ama kadrolar ve işbirlikçiler yerli. Zehirli bir sarmaşık düşününüz. Tohum, gübre, ilaç ithal; toprak, su ve işçilik Türkiye’den… Sarmaşığın zehiri bize, manzarası küresel güç ve işbirlikçilerine…

-16 Temmuz’da başlayan operasyonlar, devlette bir temizlik çalışması mıdır?

-Ben henüz ikna olmuş değilim. Devleti pisliklerinden temizlemek elbette silahlı yapılarından başlar. Onunla eş zamanlı, hadi yapılamadı kısa bir süre sonra, iktidardaki siyasi partide temizlik başlamalıydı; hala hiçbir haber yok! 100 bin eleman adli işlemden geçirildi, içinde bir tek yetkili-sorumlu siyasetçi yok!

-Baş sorumlu Fethullah Gülen midir?

-Görüntülerine, yazdıklarına ve söylemlerine bakılırsa, ruhsal bozukluğu olduğu izlenimi veren cahil bir vaizin, dünyanın en stratejik coğrafyasındaki onyedinci büyük ekonomiye sahip Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirebileceğini kabul etmek, ancak ahmakların işidir.

-Ne yani, lider o değil mi?

-Uluslararası mahkemeler bile karar verse, adına tescil edilip marka yapılsa ben bu saçmalığı yemem. Fethullah Gülen bir maskottur, bir tür logodur. Dini bir cemaatten kurumlaşmış yeraltı örgütüne dönüşen ve oradan devleti tümüyle eline geçirmeyi hedefleyen bir yapı. Bunu yaparken de toplu katliam vahşetinden kaçınmayan bir illegal terör örgütü. Amacına ulaşsa, gerici bir diktatörlükle perçinleyecek. Fethullah Gülen, böyle bir yapının robotlaşmasını sağlamada inanç aracı, fetişi olsa bile; liderlik edecek çapı bulunmuyor.

-Neden hep “cemaat” diye başlıyorsun?

-Geniş anlamda “cemaat” kavramı, bir amaç için bir araya gelmiş insanlar demek. Halk bu kavramı çoğunlukla dinsel çerçevede anlamlıyor. Bizim mahalle camisinde beş vakit namaz kılan emekliler de örneğin cami cemaati ve bu sosyolojik bir tanım. Siyasal tanımıyla ise cemaat, bir inanç biçimini egemen kılmak için bir araya gelmiş topluluğa denir.  Bugün Siyasal İslam’ın Nur Okulu öğretisi ile makyajlanan Gülen Cemaati, yarın aynı okulun aportta bekleyen bir başka cemaati. Siyasal İslam’ın Nakşi Okulu var örneğin. Bugün için İsmailağa, Menzil, Süleymancılar, Erenköy ve İskenderpaşa gibi yaygın olanlar yanında, 20 dolayında Nakşi Okulu öğretisini kendine makyaj yapmış cemaatler var. 16 Temmuz sabahı güneş özellikle bu cemaatlar üzerine doğdu. Ayrıca Kadiri Okulu var, Mevlevi Okulu var, Bektaşi Okulu var... Her bir okulun öğretisini kendine makyaj edinmiş çok sayıda cemaatler var. Siyasetçi, yasal sivil toplum örgütlerini etkisizleştirir, kendine kul yaparken, bu tür cemaatleri güçlendirdi. Bu cemaatlerin sözde ruhanileri de başımıza “kanaat önderi” kesildiler.

-Cemaat kötü bir şey mi?

-Kayıtdışı olan her yapı halk için kötüdür, tehlikelidir. Merkez adresleri, yasal sorumluları, yasalara göre tutulması gereken kayıtları, yasal denetimleri yoktur; üyeleri de belirsizdir. Bu çağda, bunca belirsizlik taşıyan yapılar, hangi akıl ve mantıkla “zararsız” kabul edilebilir? Bu yapıları savunanlar, izin verenler ve bunlara itibar sunanlar; sorumluluklarını taşıyabilirler mi? Kolluk güçleri kanıt bulamaz, yargı yargılayamaz, gazeteci yazıp kamuoyu ile paylaşamazsa; bu ülkede huzur ve demokrasiden söz edilemez.

-Terör örgütleri ile aynı kefeye koymadın mı?

-Ne farkı var? IŞİD, PKK, DHKP-C ne ise bu cemaatler de o dur. Sorarsan, hepsi halkın mutluluğu için vardırlar. Silahlanmayı, bombalı eylemleri sözde halk için yaparlar. Gaziantep’te evlilik düğünü kan gölüne çevrilen genç kızın sorusu kulaklarımda: “Ne istediler bizden?” İki gariban anca okul bahçesinde yapılan düğünle evlenecek, sözde “halk için” eylem yapan bir kayıtdışı yapı da, küçücük çocuğu canlı bomba yaparak bu gariban düğününe salacak. O çocuk ve çocuklar ölecek… Gariban düğünü de devlet cenaze törenine dönüşecek. Manzara bu!

-Senin Müslümanlıkla bir derdin mi var?

-Ben Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak doğdum. Çocukluk kültürüm geleneksel Manav-Macır, dinsel kültürüm İslam’ın Hanefi (fıkhı) hukuku, siyasal kültürüm Atatürkçülük. Doksan yılda ilk 10 yılın hızını sürdürebilseydik, şu anda açık açık “sınıfsız, sömürüsüz ve sınırsız bir dünya” yı savunuyor olurdum; ama o cennet gibi bir düş benim için… Türkiye’de ciddi bir araştırma yapılsın, en kalabalık kültürel kesimde yer alırım. Oysa, bakın bakalım hangimiz hangimize benziyoruz? Allah bir, Kur’an’ın Musaf yani yazıya dönüştürülmüş hali herkesin evinde, işyerinde. Allah’ın ayetlerini bize aktaran peygamber de tek. Bunca çeşit, neyin çeşidi? Üç günde ortalama bir kitap okuyabildiğime göre; Kur’an’ı anlayarak kaç günde okurum? Abartayım 30 günde. Bunca kuran kursu, bunca imam hatip, bunca ilahiyat fakültesi, bunca yeraltı medresesi, bunca tarikat, bunca cemaat… Allah aşkına! Örneğin en kısasından Kevser Suresi’ni eline meal veya tefsir kitabı almadan anlatacak, bu ülkede kaç kişi bulabilirsin? Kur’an’ı Arapça’sından ezbere okuyan onbinlerce insanımız var ama… Kaç ilahiyatçı meal kitabı yazmış, kaç ilahiyatçı tefsir kitabı yazmış, hiç oturup saydınız mı? Hangisi bir diğeriyle aynı? Yorumla babam yorumla… Kimden nasıl talimat aldıysan… Çıkarın nereye yönelikse… Ben bir tek İslam’da karar kıldım ve bundan da eminim. Allah beni mükemmel olmamı istediği için yarattı, ben de aklımı kullanıp kendimle ve onunla kendi kişisel dünyamda hesaplaşıyor, helalleşiyorum. Kişisel olarak huzur içindeyim. Benim dışımdakiler, mükemmel olma çabam için ön koşul saydığım bireysel özgürlüğümü kısıtlamaya kalktığında; aklımı ve bilgimi dilime, kalemime yansıtıyor, tavrımı koyuyorum. Öyle gizli kapaklı değil, kvırmadan, eğilip bükülmeden, açık açık... Bana “sen Müslüman değilsin” diyenlere, ben de “Bana Müslüman demeyen, kesin putperesttir” diyorum. Bu o kişiyle benim bireysel bir çelişkim. Eğer bu çelişkiyi çatışmaya, hatta toplumsal çatışmaya dönüştürürlerse, onları da “Siyasal Dinci” olarak tanımlıyor, demokrasi ve insan hakları düşmanı sayıyorum. Bu kadar yalın ve net! “Bunlar tavsiye mi” derseniz, hayır! Herkesin öncelikle kendiyle hesaplaşmasını, hep önermişimdir. Karikatürize ederek zaman zaman da şöyle yazmışımdır: Her gece yatmadan önce aynaya “güzel miyim, yakışıklı mıyım” diye değil, “bugün iyi bir insan mıydım?” diye sormak için bak!

-Yeni bir darbe girişimi olabilir mi?

-Bir ülke üretmiyorsa, gelir paylaşımı adaletsizliği korkunç boyutlardaysa… Halk iş, aş ve özgürlükler başta olmak üzere geleceğine ilişkin ciddi kaygılar taşıyorsa… Hükümet her şeyi ile kayıtlı, saydam ve halka zamanında hesap verebilir değilse… Siyasi partiler kendi içinde adil seçimler yapmadığı halde TBMM’ye atanmışlarını oturtup kendine “milli irade” diyorsa.. Böylesi bir devleti içeriden ve dışarıdan kendisi için değerli bulan her güç, her zaman ve her koşulda darbeyle ele geçirmeye çalışır.

-Bu yanıt korkutucu değil mi?

-Demokrasi denilen yönetim biçimi huzur verir, umut verir; korku değil! Yukarıda yazdıklarımı bir kez daha okuyun. Eğer cemaatlar gibi kayıtdışı yapıların, siyasetçilerden itibar ve saygı görmesi sizi korkutmuyorsa; kendinizi kandırmayı sürdürünüz. Ben insanım ve korkuyorum, çünkü gerçek demokrasi bu değil!


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.