Belediyeyi kazanmak, kaybetmek




Ankara Şehremini’nin İçişleri Bakanı tarafından atandığı 1924 yılı, Cumhuriyet Belediyeciliği’nin başlangıcı sayılır. İstanbul’da Osmanlı’dan kalma bir Şehremanet yapısı vardır. 1868’de İstanbul 14 bölgeye ayrılmış ve başlarına bir Şehremini atanmış. E’tabii bir de Emanet Meclisi kurulmuş. Emanet Meclisi ilk zamanlar eşraftan seçilmiş, ama saltanatın hoşuna gitmeyince, on yıl geçmeden onları da atamayla belirlemeye başlamışlar. 1924’ten başlayarak seçilmiş belediye başkanları, seçilmiş belediye meclisleri ortaya çıksa da; Belediye, Belediye Encümeni, Belediye Meclisi 1930 yılında kurumsallaşır. 1933’te Belediyeler Bankası (1944’ten başlayarak adı İller Bankası) kurulunca, para işi de çözülür. 1961 Anayasası ile ise hem para kaynakları şekillenir ve hem de seçilme biçimleri…

Kent yönetme amaçlı belediyeler, demokratik açıdan 50 yıl sonra yeniden başa döndü. Görüntüde seçilen ama gerçekte siyasi partilerce atanan Belediye Başkan ve Belediye Meclisi üyeleri ile cümleten hayli yaşanası mutluyuz(!)

Kentleşme çağında kentlerdeki rant, genel bütçe kaynaklı yasal belediye gelirlerinin çok ötesine ve üstelik kayıtdışı rekor ölçeklere ulaştı. Gelişmiş bir ülkede isim yapan belediye başkanları parlamentoya girme hevesi taşırken, Türkiye’de her milletvekilinin gözü, bir kentin belediye başkanlığı koltuğuna takılıdır.

Şöyle bir bakalım. Bir siyasi partinin genel merkezince seçilebilecek sıradan milletvekili aday listesine adınız yazılıyor. Seçim kampanyası süresince üç beş yerde boy gösteriyor, parti üyelerine gülümsüyor, ellerini sıkıyor, genel merkezin elinize tutuşturduğu sloganları canhıraş dillendiriyorsunuz. Seçim oluyor, seçilip Ankara’ya taşınıyorsunuz. İlk yıl başkente yerleşme masrafları, seçimde harcanan birkaç bin lira borcun ödenmesi… İkinci yıl, ver elini seçildiğin veya yeni dönemde seçilmek istediğin ilin coğrafyası. Eğer seni milletvekili listesine yazdıran yerel güçlerse, onlar zaten arkanda. Yok eğer tepeden inmeysen biraz tevazuu, biraz şirinlik, biraz ağır abilik... Ankara’daki bürokrasi ile temas ve her devlet kurumu o il ve ilçelere hangi yatırımları planlıyor, yapıyor takip… Sonrası onları halka “Ben yaptırdım” edasıyla sunmada…

Milletvekilliği süresince yerel parti örgütlerine adamlarınızı yönetici seçtirirseniz, belediye yönetimlerini belirleme gücü de elinize geçmiş demektir. Bu yer yer tersine de işler. Belediye yönetimleri yerel parti örgütlerini biçimlendirir ve milletvekilini Karagöz perdesinde kukla diye oynatabilir. Bu türlüsünü de gözden kaçırmamak gerek, çünkü böylesi son günlerde revaçta, gözde, in, trend...

Bir kentin en büyük patronu Belediye Başkanı’dır. Belediye öyle bildiğiniz işletmelere benzemez. Müşteriler hazırdır ve hiçbir yere kaçamazlar. Kaliteyi belirlemek Belediye Başkanı ve Encümen’i için keyfe keder bir durumdur. Belediye Meclisi bile “sus otur yerine” hatta “mikrofonu kapattım, çık dışarı” ile bir güzel terbiye edilir. Fiyatları Başkan belirler. Piyasaya Başkan müdahale eder. Hangi işi kimin yapacağına Başkan karar verir. Öyle bir iki sektörde değil, kentte tüketilen mal ve hizmetlerin tümünde.

Coğrafya, Başkanın uzun parmaklı ellerindedir. Bir avuçladı, bir karışladı mı alnınız kırışır. Şuraya cami, buraya okul, oraya park, şu şu yerlere konut, te şuraya iş merkezi, şuncağıza da spor kompleksi vs…

Kimin yapacağına ve nasıl yapacağına da Başkan karar verir. Oraya çok katlı, yanıbaşına ikibuçuk kat, burası yapılaşsın, yanındaki yeşil alan kalsın... Arazi parselasyonu uygun değil mi? Arazi sahipleri mızmızlık mı ediyor? Onsekizinci madde bombası atılır, ortalık dümdüz edilir, istendiği gibi bölünür, kasap köftesi gibi parçalanır, şoför arkası, cam kenarı bizimkilere; koridor boyu, arka koltuklar semtten ırak edileceklere lütfedilir. Bunu yaparken de üstelik Belediye de aslan payını alır. Aslan lop etleri yedikten sonra kemikleri sıyırmak için çakallara, akbabalara da bir şeyler bırakır tabii.. Ne de olsa ormanın kralıdır.

Belediye bütçesi harcama bütçesidir. Başkan gelirlere bakmaz, kaç liralık bütçe isterse o kadar yapar. Para kalmadıysa faizle borç alır. Belediyeye mal ve hizmet satacakları ve fatura kesecekleri belirler. Belediye ile iş yapmak isteyenler ekstradan Başkan’ın alkışçısı, pohpohçusu ve gerek görüldüğünde tetikçisi olmak gibi küçük sorumlulukları göze alırlar, haliyle...

İşsizlik varmış, oh ne ala! Başkan iş arayanlara umut dağıtır, kimi istiyorsa işe alır. Belediye’de kadro yokmuş, bütçe sınırlaması varmış, Hükümet zorluk çıkarıyormuş… Geçiniz. Taşeronlar ne güne duruyor? “Len çöp taşeronu! Bizim formalite ihaleye fiyat verirken, şu kadar da benim için işçi çalıştıracağını düşünerek ekleme yap! Belediye bütçesi kısıtlı, çeşitli işler için para lazım olduğunda kapın çalınır, onu da fiyatına eklemeyi unutma!” muhabbeti o kadar sıradanlaştı ki…

Taşeronlar yetmeyebilir. İktisadi işletmeler diye bir enstrüman var. Bu enstrüman öyle sesler çıkarır ki, Londra Filarmoni Orkestrası halt etmiş yanında. Çok seslilikte Kızılordu Korosu gelse yarışamaz. Pop şarkıcısı konserinden mezbahaya, otoparkçılık ve kafe işletmekten pilates kursuna Torba Yasa gibidir maşallah! Bu arada aile, akraba-i taalluk, aşiret, cemaat, eş dost, kadın kolları, gençlik kolları, kolbastı, kolböreği vs. mutlu mesuttur. KPSS mağduru eğitimciler sosyal güvenliksiz, üç kuruşa Belediye'nin sosyal etkinliklerinde kurs hocalığı yapıyordur falan, filan… Başkan’a şükretsinler, öteki parti gelse, kapıdan içeri giremezler alimallah! Gerektiğinde, parti içi delege seçimlerinde bile askerlik etmelidirler. Hampadan belediyecilik olmaz. Ham hum şarolop istikrardır, Murphy Kuralları hadis-i şeriftir.

Bunca güç elbette ahalide korku üretir, başkanda ego şişirir. Aynaya bakmak yetmez, her yerlere Başkan posterleri asılmalı ki, sürekli kendi azametiyle ihtişamına duyduğu aşkı cevallensin. Ahali ise zinhar kendini görmesin, her durakta, her duvarda, her panoda Tek Başkan ile gözgöze gelsin, ezilsin, küçülsün, daralsın… Garipler gölgede kalmış bir cam bulup kendilerini görürlerse ayılabilirler, maazallah!

Kafama takılır dururdu “Belediyeyi kazanmak” veya “Belediyeyi kaybetmek” sözleri. Nitelikli bir işgücü için özel sektör çok daha fazlasını veriyor. Üstelik geçici bir iş. Tuzun kuru olacak ki, hem cepten yiyesin ve hem kente ve ahalisine hizmet edesin. Eğer veren ve verirken yalnızca sevgi ve saygı arayan biri değilsen, çok da matah bir iş değil! Böyle değerlendirirdim ve kazanmak - kaybetmek filleri bana saçma görünürdü.

Kentlinin malı Belediye, çok zeki(!) kişilerin yönetimine geçip malum manzaralar yaşanınca; ayağım suya erdi, Yunus gibi oldum, bilgeleştim ve rahatladım. Belediyeler gerçekten kazananındır! Kazanma şansı olanlar ise elinden ne geliyorsa yapmakta haklıdırlar. Kaybetmeye hükümlü ahaliden bir garip bencileyin diyeyim:

Eşeğe semeri kimin vurduğunun önemi yok!

İnançlı bir toplum olduğumuz söylenir ya… Eğer inançlar samimiyse yani içtenlikliyse, bırakınız milletvekillerini, bırakınız Şeytan’ı; Tanrı bile Belediye Başkanlarını kıskanıyordur.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.