Çöpünüzü tanıyor musunuz?




Doğaya günlük ne kadar çöp bıraktığımızı, Çevre Şehircilik Bakanlığı herhalde bliyordur. Türkiye İstatistik Kurumu en son 2014 yılı sonunda bir anket sonucu açıklamıştı. O verilere göre, Türkiye’de belediyesi bulunan yerleşim yerlerinde kişi başına 1 kilo 80 gram katı atık çıkıyormuş. Geçmiş yıllara baktığımızda ise 2003 yılında 1 kilo 380 gram olduğunu ve her geçen yıl kişi başına atık miktarının azaldığını görüyoruz.

Anketle belirlenen rakamlar hiçbir zaman gerçek değildir, ya gerçeğe ulaşmayı amaçlar veya gerçeği çarpıtmaya. Amaç, kamuoyunu yönlendirmektir, bu yüzden anketlere gerçekmiş gibi bakmamak gerekir.

Geçtiğimiz hafta Bigazete’de yayınladığımız Biga Belediyesi 2018 yılı Katı Atık İhalesi ile ilgili verilerden, Biga’da katı atık miktarının kişi başına 1 kilo 764 gram olduğunu öğrendik. En azından Biga Belediyesi için gerçek rakam bu ve azaldığı iddia edilen anketlerin çok üzerinde bir miktar.

2016 yılında, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin devlet ve Avrupa Birliği’nce desteklenen bir anket girişimi olmuş. Türkiye’deki bin 397 belediyeden yalnızca 64’ünden yanıt alabilmişler. Onlar da ankete verdikleri yanıtlarda bir sallamışlar ki, kargalar gülmüş olmalıdır. Katı atıkların yüzde 78,1’ini geri dönüştürüyorlarmış… Oysa aynı çalışmada geri dönüşüm tesisi olan belediye sayısı yalnızca 25, atıkları kompost gübre yapan belediye sayısı da yalnızca 7 tane deniyor.

Gerçek şu ki, belediyeleri yönetenler çöp nasıl değerlendirilir, ya bilmiyorlar veya bile bile yalan söylüyorlar. Çöpü topla, götür bir yere at veya sözde tecritli havuzlar yap, içine çöpü dök, üzerine kapat… Bunlar katı atık geri dönüşümü falan değil; kimse kimseyi kandırmasın.

İstanbul çöpleriyle ilgili belediye şirketi İSTAÇ’a göre, Çanakkale ilinde (bugün Çanakkale merkez ilçe için değil, daha çok Biga dahil diğer ilçeler için geçerli) katı atıkları çöplüklere atma maliyetinin yüzde 30’u, Çevre Temizlik Vergisi adı altında yurttaşlardan alınıyor. Bu gelir yetmiyor, kalanı diğer belediye gelirlerinden karşılanıyor. Su tüketimine bağlı alınması da çok saçma! Çok su tüketenlerin çok çöp çıkardığı, hangi mantığa dayanıyor acaba? Normalde az su tüketen, daha çok çöp bırakır.

Çok sayıda kaynaktaki verilere kıyaslamalı bakmak için günlerce ders çalıştım ve gerçeğe en yakın bulduğum rakam şu:

Türkiye’de kişi başına katı atık miktarı 2 kilogramı rahatlıkla buluyor ve bunun en çok yüzde 10’u geri dönüştürülüyor.

İtiraf edeyim, yazılarım ortalama 45 dakika ile 2 saat arasında zamanımı alır. Bu yazı için ise dolu dolu 30 saatimi verdim. İçinde bunca yalan ve entrika olan bilgi ve veriler arasında gezinerek gerçeği aramak, hayli zaman tüketen bir uğraşı.

Araştırma sırasında farkına vardım. Çöp atma ile ilgili hiçbir anım yok. İnsanın her gün yapılan bir eylemle ilgili çocukluk anısı bile nasıl olmaz? Hafızamı zorladım, anladım ki, İnsanın benimki gibi bir annesi olursa olmaz!

Çocuk vardır el bebek, gül bebek büyütülür; ben onlardan biri değildim. Yapabileceğim her iş ve hatta çok ötesi bana düşerdi. Açıkçası okul ve dersler adeta teneffüse çıktığım anlardı. Çöp atmak ise… Yok! Bir tek anım yok!

Kendi ürettiğimiz sebze ve meyveleri satarak geçimimizi sağlardık. Yamuk, çürük olanları ayıklar; kendimiz yer; fazlasını annem salça, turşu, reçel, kak, pestil vs. yapardı. Buzdolabı yoktu ve tel dolapta başka türlü saklanamazdı. Artık bölümler bahçedeki tavuklara, hindilere, ördeklere, kazlara… Onların yemeyip çürüttükleri de toprağa gübre…

Abim, ablamın; ben, abimin küçülen, yıpranan giysilerini “elden geçirme” işlemi sonrası giyerdik. Bir yün ipliğinin annemin elinde kaç kez kazak, hırka vs. olup, eskidiğinde yeniden sökülüp yeni bir kazak, hırka, yelek vs.’ye dönüştüğünü Allah bilir. Babamdan bana kalan tek hatıra yaklaşık 40 yaşındaki, zaman zaman giydiğim mavi bir boğazlı yün kazaktır. Annemden ise kalan tek şey, selden kurtarılmış büyük bölümü hasar görmüş yaklaşık 50 yıllık kanaviçe işli bir örtü.

Kumaş dediğin atığı olur. Kumaş parçaları büyükse, günümüzde sanat sayılan kırkyama, annemin olağan dinlenme figürlerindendi; yorgan yüzü yapar, şilte olur, örtü olur… Kumaş parçaları kalınsa önce şerit yapılır, bağlanır ipe dönüşür ve sonrasında cacala, sedir örtüsü, minder örtüsü vs. vs... Cacala bildiğiniz kumaş ipten kilimdir, belki bilmeyen olur.

Naylon Çağı başlamıştı. Naylon torba eve tuzla, şekerle falan girerdi. İçindekiler boşaldı mı, naylon torba yıkanır, kurutulur, makasla şerit biçimde kesilir. “Annem keserdi” demiyorum, çünkü benim için naylon şerit kesmek bir oyundu, çünkü kah otomobil, kah iş makinesine dönüşen annemin terliği dışında evde oyuncak hiç görmedim. Naylon şeritleri birbirine düğümleyerek yaptığımız iple, annemim yaratıcı tasarımları ortaya çıkardı. Tığla onlardan kaşıklık mı dersiniz, para cüzdanı mı dersiniz, çanta mı dersiniz; sayısız çeşitte kullanım aracı üretirdi. Bu arada, renkli naylon torbalar çıkarsa, onları da süslemesinde desen şeklinde işler eklerdi.

Naylon çorap da öyle… Yıkanır kurutulur, kesilip ip yapılır ve annemim yaratıcı ellerinde tığ ile sayısız ev eşyasına dönüşürdü.

Susaktan tas, peynir tenekesinden soba ve altlığı vs., pürenden süpürge, ayçiçeği ve mantuka saplarından çit, briketten çiçek saksısı, manda bokundan cephe tecrit malzemesi, ottan minder, davulga sapından raf… Çocukluğumun geçtiği bağ-bahçemizin deresinden, eğilip kana kana su içerdik. Sebzelerle, meyvelerle, hayvanlarla karındaş değil, ama kardeştik. Tertemizdik!...

Anımsayabildiklerim değil, fazla uzatmadan fikir versin diye not ettiklerim bunlar.

Böyle annesi olan, kimin bir çöp atma anısı olabilir ki?... Sahi annem dedim de… Yalnızca okur-yazardı. Adının Ayşe  (bolluk ve huzur içinde yaşayan anlamına geliyor) olması ise hayli ironik bir durumdu. Onun, üvey anne elinde eziyetle geçen çocukluğu, ardından genç yaşta kaçırılarak evlendirildiği babamın eziyetleri… Babası, Hacı Gamzel Nuri (Gamzeli olduğu için takılmış bir lakap) onu üçüncü sınıfta ilkokuldan alıyor ve bir daha okula göndermiyor. Kardeşini de zaten ilkokuldan sonra yeraltı medresesine veriyor, hafız yapıyor. Zengin, bencil, yobaz bir adam özetle... Birbirimizin varlığından haberdardık, ama dede-torun olarak el öpme-bir akide şekeri alma ilişkimiz bile hiç olmadı. Bugün de annemden dolayı bana yansıyan bir tek anı ürün yok, iyi ki de yok!

Sonuçta diyeceğim şu:

Doğadan aldığınızı doğaya, kimyasını bozmadan geri verdiğinizde, doğanın dengesini bozmazsınız. Çöp denilen katı atıklar gerçekte fiziğini değil, kimyasını bozduklarımızdır. Doğa, fiziğinin bozulmasını dengeleyebilir, siz kimyasını bozmayın. İnsanın, hayvanın, bitkinin, toprağın, suyun, havanın fiziğini değil, kimyasını bozmadığınızda; aldığınız mirası çocuklarınıza devretmiş olursunuz.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.