Biz mi yapıyoruz, yaptırıyorlar mı?




Türk dilinde birinci tekil adılı “Ben” olmasına karşın, “Biz” kullanımı oldukça yaygınlaştı. Bu değişim “Benlik yüceltme” çabası olabileceği gibi, İngiliz kültür yayılmacılığına tutsaklık da olabilir, “Ben” olmayı beceremeyip "Bende daha çok benler vardır bende benden içerü" der gibi bir bağımlılığın dışa vurumu da olabilir. Kendimizden söz ederken “Biz”, tümcelerdeki edimlerin sonuna “yap-tık, et-tik…” gibi çoğullaştırma ekleniyor.

Sorun mu sorun, ancak bu sorun öyle ileri boyutlara taşındık ki, “Ben” demek “Benlik yüceltme” diye algılanır oldu. Oysa “Biz” demek; güdülme, yönlendirilme, biçimlendirilme itirafıdır.

Medya Takip Merkezi adlı bir medya analiz kuruluşu, Ekonomi Gazetecileri Derneği adına hazırladığı araştırmanın Ekim ayı sonuçlarını yayınladı. Geçtiğimiz bir ay boyunca, “Ekonomi” denince, medyada ekonominin hangi konu başlıklarında, ne kadar haber yayınlandığını, ayrıntılı biçimde gösteriyor. “Gözümüze sokuyor” desem, daha doğru olacak.

İnsanımızın öncelikli sorununun “İş” ve “” olduğu savında olanlardanım. Yurdumuzda “İş” yok, “” yok! Çalışmıyoruz, üretmiyoruz, çalışma isteğimizi yitirdik, iş aramaktan caydık…  Masa başı, güvenceli bir aylık gelir, bol bol serbest zaman, iş zamanı cep telefonu, internet…

Buğday üretilmiyorsa un yok, un üretilmiyorsa da ekmek yok! Maden çıkarılmıyorsa demir, alüminyum, altın, gümüş yok; bunlar yoksa ev, araba, bilgisayar, telefon, internet de yok! “Biz” için algı biçimlendirilebilir, ama “Ben” için “Sen” için yok, yok, yok!... 

Araştırma sonuçlarına bakıyorum, medya haberlerinin ilk sırasında “Dolar Kuru” yer alıyor. Ekim ayında bu konu başlığında 128 bin 212 haber yayınlanmış. Televizyonlar eğlence kutusuna dönüştüğü için haber sayısı düşük, altyazı ile döviz kurları yayınladıkları için de “Dolar Kuru” nda son bir ayda tedirgin edici artış bile ekonomi haberlerin içinde pek yer bulamamış.

Anadan, babadan kalan kalıtlar satıldı, epeyce de borçlanıldı. Devlet kendi israf yükünü insanların ve kurumların üzerine bireysel, kurumsal kredi ve vergi olarak yıkınca da, “Vergi” haberleri ikinci sıraya çıkıverdi. Tüketici vergileri ile ayakta duran bir devletimiz var ve firmaların ödedikleri vergilerin payı, sanılanın tersine çok az. Şirketler vergi değil, kredi borcu ödüyor. Buna karşın “Vergi” ikinci sırada, çünkü medya iş dünyasını öncelik alıyor ve onların gündemini yazıyor.

Bir ülke düşünün... Saman dışalımı yapıyor, ancak dışsatım yani “İhracat” ekonomi haberleri içinde üçüncü sıradaki başlık konusu. Sanırsınız Japonya’da, Singapur’da, Güney Kore’de yaşıyoruz.

Ekonomi haberleri içinde üçüncü sırada “İstidam” konusu var. Araştırma “İşsizlik” ile “İstihdam” ı ayrı başlıklarda ele aldığı için, boşuna sevinmeyelim. “İşsizlik” ancak 11. sırada kendine yer bulabilmiş. “İstihdam” iş dünyasını tehdit eden öncelikli gündem. Nasıl mı? Kimse çalışmak istemezse, zorunlu eğitimde üniversite düşleri pompalanırsa, fakülte ve hatta yüksekokul diploması alan masa başı iş ararsa; iş dünyası firmalarına, üretimin elle tutulur olanını yapacak “Düz İşçi” nasıl bulacak? Bulamıyor, giderek bulması da olanaksızlaşıyor. İktidarın ve iş dünyasının Suriyeli göçmenlere neden bu denli şefkatli davrandığını, herhalde anlıyorsunuzdur.

Hele bir “Büyüme” var ki, ekonomi haberlerinde ilk beş konu başlığı arasına girmesi, gerçekten “Büyütme” den başka bir şey değil. Eskileri yıkıp, yerlerine dev gökdelenler dikmek olan inşaat sektörü, kitleleri kentlere tepeleme doldurarak yollar ve köprüler yapma zorunluluğu ürünü ulaşım sektörü ve küresel çapta tetiklenen kaos ortamı nedeniyle silah ve mühimmat üreten savunma sektörünü bir yana bırakın. Kavramın adı kesinlikle “Küçülmek” olacaktır.

Peki.. Ekonomi haberlerini Ekonomi Gazetecileri mi yazıyor? Bunun yanıtını benim de vermem gerekiyor, çünkü yıllarımı bu alanda tükettim. Ben, “” ve “İş” yazmak isterim. Biz ise “Dolar Kuru”, “Vergi”, “İhracat”, “İstihdam”, “Büyüme”, “Faiz”… Sen “” ve “İş” bunalımı yaşarsın, siz de biz ne yazdıysak onları öncelikli gündem olarak okur ve konuşursunuz.

Ben öldü, biz de artık Allah’a emanet gidiyor.

1982 yapımı Çiçek Abbas filmini izleyenleriniz vardır. İlyas Salman’ın Şener Şen ile kahvehane atışmasını anımsadım, her nedese… “Çilemse çekerim, kaderimse gülerim” diyordu İlyas Salman ve o atışmada şöyle bir diyalog daha vardı:

Şener Şen: Aşk bir otobüstür, binmesini bilmeli…

İlyas Salman: Son durağa gelmeden, inmesini bilmeli.

MTM-EGD


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.