Küçük Sanayi’de Suriyeli çırak Ahmet




Anayasa Referandumu, Türk Bayrağı ile eş biçimde Kürdistan flamasının devlet eliyle göndere çekilmesi, Anadolu çocuklarını şimdi de Rakka’ya ölüme göndermeye kalkmak, işsizlik ve genç işsizlerin devletten başka yerde çalışmama istekleri, terör davaları, doların adeta spekülatif kısa süreli düşürülüp düşürülüp yukarıya fırlaması, Türkiye’ye göre büyük sayılan bankaların, şirketlerin hisselerinin yabancılara satışları, depremler ve depremzedeler, emekliler ve promosyonlar, ÖTV indirimleri, borçların ertelenmesi, işten atıla tutuklana  bir türlü sıfırlanamayan gazeteciler…

Yaşadığımız sorunları tek tek yazmaya kalksam, üzgünüm ama Mihail Solohov’un Durgun Don romanı kadar bol sayfa gerekli. Üniversitelerde bilimin kalmadığını mı desem, OHAL mı desem, profesyonelleşen siyasetçilerin siyaset bilimini ayağa düşürdüklerini mi desem, halkın parasını kafalarına göre tüketip yandaşlara peşkeş çekmelerden mi söz etsem, sanki kendinin olanları veriyorlarmış gibi "Ben yaptım" demelerine ve boy boy panayıra konsere gelmiş şantöz gibi posterlerine mi uzansam..

Biga Küçük Sanayi Sitesi’ne hayli zamandır gidip, sanatkarlarla sohbet etmemiştim. Önceki gün Suriyeli onbeş kadar küçük çocuğun Halk Eğitim Merkezi’nde kursa alındığı görüntüleri önüme gelince, uzun süredir gündemimde olan Biga’da Suriyeliler neler yapıyor çalışmamın küçük sanayi bölümüne bakayım dedim. Hem böylece, ucube bir köprü için yapılan ucuz siyasal şovu görüp öfkelenmem diye düşündüm.

Şu ana kadar yaptığım belirlemelere göre, Biga’da 2 bin dolayında Suriyeli yaşıyor. İlk gelenler görece nitelikli meslekleri olan ve devletin ilgisiyle karşılaşan Çerkezlerdi. Çerkez köylerinde yerleştirdiler, oturma belgeleri verildi ve ortalıkta pek görünmeden çalışıyorlar, yaşıyorlar. Biga Küçük Sanayi Sitesi’nde de varlar. Hepsi Suriye’de sanatkarlık yapan, usta eller. Belgelerini edinmişler, sigortalı çalışıyorlar, çünkü eşdeğer bilgi ve beceride işçi bulunamadığı, sitede neredeyse ortak görüş. Yaşı geçkin olmayanlarını batılı ülkeler bile kabul edebilir. Suriye’den gelip, Avrupa’ya gidenler olduğunu da öğreniyorum.

İkinci dalga Suriyeliler ise asıl büyük kitle. Sanki hepsi çocuk. Sokaktalar, alışveriş yerleri önlerindeler, hurdacı önlerindeler, parklardalar, bahçelerdeler… Arada tek tek muhtemelen anneleri olan kadınlar görünüyor. İçlerinde genç ve yetişkin erkek görmek olanaksız.

Genç erkekler yapı üretiminde hemen iş bulmuşlar. Yapılmakta olan yapıların yanına gittiğinizde yetişkin erkek Suriyelileri görebiliyorsunuz. Ucuz, güvencesiz tam da inşaat sektörünün arayıp bulamayacağı bir fırsat. “Suriyeliler olmasa sanki Bigalılar çalışacak mı?” derseniz, haklısınız. Bigalı ya babadan kalma işin patronu olur, ya devlete memur. Öğrenim kalitesi yüksek olanların küçük bir bölümü metropol kentlerde özel sektördedir, onların da düşleri yurtdışına gitmek. Giderler de… Biga ve hatta Çanakkale il çapında, emekli olunca dönülecek adrestir.

Suriyeliler gelmeden Güneydoğulular çalışıyordu. Öyle ki, onların önemli bölümü şimdi taşeron ve yüklenici firma sahipleri oldular. Birkaç yıl sonra Suriyeli taşeronlar ve yükleniciler yapı sektörü için sürpriz değil.

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, küçük sanayinin çırak kapısını kapatmıştı. Çırak niteliği taşıyan meslek lisesi mezunları ise dikey geçişle meslek yüksek okullarına gidiyor, ardından askerlik ve 20 yaşından küçük çırak bulmak olanaksızlaştı. Yüksek okul okumuş gençler de zaten “Çırak” olmayı aşağılanma diye algılıyorlar, kendilerini işi yönetecek, projeler üretecek teknik elemanlar olarak görüyorlar.

Küçük sanayide “oğlum bize iki çay getir” veya “Şuradan 18-19 anahtarı getir” denilecek çırak artık anılarda kaldı.

Suriyeli onbeş yaşında olduğunu söyleyen Ahmet, unutulmaya başlanan “Çırak” karakterinin yeni yüzü. İki dil biliyor. Türkçe kursunu tamamlamış ve oldukça da iyi biçimde konuşulanı anlıyor, sorulara da yanıt veriyor.

Biga Küçük Sanayi Sitesi’nde sayıları 20 kadar olan Suriyeli çırak çocuklardan biri. Ahmet ile Türkçe kursunu tamamlamış arkadaşını da aradık, o gün izinliymiş.

Ahmet tam 11 kardeşe sahip.  Biga Halk Eğitim Merkezi yalnızca Ahmet’in kardeşlerini kursa alsa, gönderdiği görüntüyü yine elde edebilirdi. Araştırmam sırasında anlıyorum ki Küçük sanayi Sitesi’nde çıraklık eden 20 kadar çocuğun her birinin 8-10 kadar kardeşi var ve genelde Ahmet gibiler en büyük çocuklar. Babalar, eğer varsa ağabeyler ya inşaatlarda çalışıyor veya evde yatıyorlar. Aralarında çalışamayacak durumda olanları da var elbette. Anneler, diğer küçük çocuklarla evde değil kent sokakalarında.

Patronu Ahmet’ten çok memnun. Ahmet de memnun görünüyor. Böyle giderse yıllar içinde kalfa olacak, usta olacak … Hayır, ustalaşsa bile olamayacak! Mesleki eğitim ve standartlar ortada, ömrü boyu eğer iş bulabilirse vasıfsız işçi kalacak. Tıpkı Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı şarkısındaki gibi: İşçisin sen işçi kal…

Suriye’de yeniden huzur sağlansa, demokrasi ve insan hakları yolunda adımlar atacak yönetim yapısı kurulsa, ülkesine dönse, savaşın mağduriyetlerini onarmak zorunda kalacak hükümetleri, Ahmet’in eğitim kayıplarını, diploma ve mesleki belge kayıplarını gidermek zorunda olacak.

Araştırmalarımın şu aşamasında artık eminim ki; Biga Küçük Sanayi Sitesi’nde çırak Ahmet gibi bile olsa Suriyeli çocukların, geleceklerini daha sağlıklı oluşturabilmeleri için; barışın sağlandığı gün, kendi ülkelerine dönmesinden daha doğru bir yöntem yok.

Suriyeli komşuları kendi evimizin bir ferdi yapmak, onlara T.C. Yurttaşlığı vermek, sağlıklı aklın ürünü değil.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.