Soru bildik yerden gelince




Bilmediğim yerden soru gelince "ben o konuda cahilim" derim. Nedense bunu söylediğimde bir anda bakışlar değişir, "Amma bilgiç davranıyordu, bir soru sorduk çuvalladı. Bu da boşmuş" gibi davranılır. Düşüncesizce bir davranıştır bu. Çok eskidenmiş o hem fizikçi, hem mimar, hem ressam, hem felsefeci falan olmak. İktisat, hukuk, politika bulaşmış gazetecilik süreci, obur bir okur ve yerinde incelemeyi seven bir kişilik olunca ve yaş da altmışı geçince; ülke ve dünya gündemiyle ilgili bir şeyleri biliyor görünmem olağan. Sorular bildiğim yerlerden geliyor, yanıtlarım da anlam ve doğruluk kazanıyor.

McKinsey gibi IMF ailesinden bir ABD şirketi (yani bir tür IMF aracısı) belirlenecek, devletin tüm bakanlıklarına adeta kayyum gibi atanacak, denetleyecek ve yönlendirecek. Böyle bir karar alan bir siyasal iktidar hiç hayal ettiniz mi? Duyun-u Umumiye acıları çekmiş bir devlet geleneğinde, böyle bir karar akıl dışıdır.

Bunun anlamı "Devleti şirket gibi yönetmek" olduğu gibi, "Devleti yabancı bir şirkete teslim etmek" tir de, aynı zamanda.

IMF'ye borç vermeye kalkarken, kapısına ricaya gitmeyerek gurur yapan bir iktidarın, artık gururu da kalmamış anlamına gelir. Artık sağır sultan da duydu ki; önümüzdeki süreçte ödeme günü gelecek dış borçları ödeme olanağımız yok! Yeni ve daha büyük borçlar bulunmadan, bu darboğazdan çıkış söz konusu değil. "Dolar yükselmiş, aman faize karşı görünüp faizi artıralım; aman TÜİK'i uyarın, rekora koşan enflasyonu becerebildiği kadar düşük göstersin" makyajları, şirketler dünyasındaki gözyaşları artınca, boşa çıkar.

Lütfen biraz düşünün...

Siz hiç FED'in Türkiye'de buğday üretimini artırdığı veya azalttığına tanık oldunuz mu? ABD'nin bir grup büyük sermayesinin bu Dolar basan, yayan ve dünya reel ekonomisini kontrol eden yapısının, Türkiye gibi ülkelere katkı vermesi beklenebilir mi? Neden Türkiye'de koca koca adamlar gözlerini FED'in kulağını kaşımasına dikmiş durumdalar?

Bırakınız Dolar'ı, Euro'yu; Türk Lirası ve hatta Lidya Parası olmadan önce Anadolu'da insanlar tarımsal üretim yapmıyorlar mıydı?

Kaç yıldır aklı başında tüm iktisatçılar neredeyse bir yerlerini yırtacak biçimde bağırıyorlar:

"Dünya açlık tehlikesiyle karşı karşıya!"

Elbette her şeyin her şey ile ilgisi var. Kapitalist ekonomide bir değişim aracı olmanın ötesinde bizatihi kendisi bir meta olan parayı da yok saymıyorum. Her şeyin başına zırt pırt FED kararlarını oturtmayı ise küresel sermayenin kucağına oturmak olarak tanımlıyorum.

"Biz o kadar aciz bir devletiz ki, gıdada kendi kendine yeten bir ülkeden, açlık sınırına gelmiş gıda ithalatçısı ülkeye düşüşümüz; bizim değil, dış güçlerin eseri" gibi, reel ekonomiyi bilen hiç kimseyi ikna edemez bu saçmalık artık bitmeli. Kimse bize bir şeyi zorla yaptırmıyor. Buna güçleri de yetmez. Matematik, mantık bilmez dua ezbercileriyle ekonomi yönetilemediği için bu aciz hallerdeyiz.

Şu anda Ekim ayına giriyoruz. Adı üzerinde Ekim!

Hani sık sık gündeme getirilen ama içi doldurulmayan "Yapısal Reformlar" diye bir söylence var. Ekonomimizin tarım kanadında tam da zamanı. Yapısal Reform'un içi doldurulmalı. Bakın benim önerilerim özetle şöyle, diğer iktisatçılar da geliştirebilirler.

1. Ekilebilir tarım arazilerinin ölçüleri artık kadastral olarak belli. Bunların ekilmesi için yaptırım uygulanmalı. İyice gereksizleşen Ziraat Odaları'na sorumluluk verip, ekilebilir olup ekilen ve ekilmeyen tarım arazileri anlık kayda geçirilmeli.

2. Ekilmeyen araziler yerel Ziraat Odası'nda oluşturulacak bir İcar Ofisi aracılığıyla kira (icar) fiyatı belirlenerek, üretim yapacak olanlara verilmeli. Bu konuda çok hisseli arazilerin mal sahiplerine ulaşımı için zaman yitirilmemeli, duyurularla diledikleri zaman gelip icar hisse paylarını alabilmeleri sağlanmalı.

3. En yakın tarımsal kalkınma kooperatifi, kiralanmayan tarım arazilerinde üretim yapmaya zorlanmalı. Üretimden kaçan kooperatiflere de ağır yaptırımlar getirilmeli. Kooperatif kavramını daha fazla aşağılamamaları için hatta kapatılmalı.

4. Tarımsal ürün fiyatları, ödeme şekilleri Ekim ayı içinde belirlenmeli. Tarımsal girdi fiyatları da Ekim ayında belirlenip, ekim dönemi boyunca oluşacak fiyat farkları üreticiye ödenmeli. Bu konuda Ticaret Borsaları'na sorumluluk verilmeli.

5. İlçe Tarım Müdürlükleri her tarla için ekim, dikim, bakım, hasat sürecinde destek ve denetimi masa başında değil, bizzat arazide sürdürmeli.

6. Bu ilk aşama yapısal dönüşümün ardından, üretim planlama, ürün yelpazesi, arazi toplulaştırma, arazi miras hukuku, hibrit tohumdan vazgeçerek doğal tohuma dönme, zirai ilaçlar ve kimyasal gübreden arınmaya gidiş ve denetimi gibi konularda önceliğin "Sağlıklı Tarımsal Üretim" olduğu gerekçesiyle köklü düzenlemelere gidilmeli.

Öncelik bol ürün değil, sağlıklı ürün olmalı. "Ama bu tohum daha çok verim veriyor" masalları, "Bu ürün seni ve toprağını mahvediyor" ile eş anlama gelmektedir. Tarım politikasının amacı önce sağlıklı ve ardından verimli üretim, gıdada kendi kendine yeten bir ülke haline yeniden gelme olmalıdır. Türkiye gerek coğrafya ve gerekse iklim açısından bu şansı en yüksek ülkedir.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.