Yerel seçimlerde öncelik insanda

24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nde “Önce Siyasi Parti” demem gerekiyorken, “Önce İnsan” demiştim. Siyasi partiler Tek Kişi yönetimine gireli hayli zaman olmasına karşın, bu Tek Kişi yönetimi artık devlet yönetimine de yansıyacaktı.
31 Mart 2019 Yerel Seçimleri, yani 9 ay kadar sonra yine sandık başında olacağız ve doğal olarak “Önce İnsan” diyorum. Yerel seçimlerde, çok uzun dönemlerdir belediyeleri yönetsin diye, Tek Kişi seçiyoruz.
Gerçek bu!
Bu koşullarda 31 Mart Yerel Seçimleri için siyasi partileri kıyaslamak yerine, aday gösterilen “Tek Kişi” leri kıyaslamak durumundayız.
Biga’daki tabloda kıyaslanacak olanlar; AK Parti ile CHP değil, AK Parti ile MHP Cumhur İttifakı adayı Bülent Erdoğan ile CHP ile İYİ Parti adayı İsmail Işık’tır. Ben de onu yapacağım.
İsmail Işık 5 yıldır Biga’yı yönetiyor. 2015 Yerel Seçim kampanyasında ve öncesinde bizzat onu seçimlere hazırlayan kişi olarak bana söyledikleri arasındaki uçurumu uzun uzadıya anlatarak sıkmak istemiyorum. Tam 5 yıl boyunca insanın gözlerinin içine baka baka yalan söylediğini yaşadım. Işık için belediye başkanı olmaktan ötesi yokmuş. Sonradan görmeliğin kişinin kendini ve yakınlarını nasıl olumsuz etkilediğine çok tanık oldum, halk için ne kadar tehlikeli olduklarına ise böylesine hiç yakından tanık olmamıştım.
Yalanları ortaya çıktıkça diyecek sözü de olmayan sonradan CHP etiketi edinmiş ve CHP markasını yerlerde süründürmekten çekinmeyen İsmail Işık, tüm yazdıklarımıza, “kara propaganda” demekten başka bir yanıt vermedi. Ayrıca “bir web site” diyerek, Biga’daki 14 yıldır tüm yasal yükümlülüklerini yerine getirmiş Bigazete’yi haritadan silmeye kalktı. Bunu da, iğrenç bir biçimde adamlarını gönderip “Onbeş bin lira verelim Bigazete’yi bize sat” diyerek yaptı. Tetikçileri aracılığıyla da “seçimden sonra danışmanlık verilseydi sesini çıkarmazdı” yalanlarını üretti. Oysa gerçek çok açıktı. Seçimden önce “kerhen oy” vereceğimi yazmıştım, anlaştığımız koşullardan da tek yanlı olarak vazgeçeli bir ay olmuştu. Bilgi ve deneyimlerimi ona sunmayı “ancak belediye seçimlerden sonra da geçerli olursa kabul edebileceğimi” söyleyeli tam 4 yıl olmuştu. Emekli olup kasabasına dönmüş bir profesyonel olarak, tek yanlı anlaşma yapmam olanaksızdı, “beni yanlış yönlendirdi” diyerek kıvırabilirdi ve bundan da hayli kuşkuluydum. İşin parasal boyutunu da konuşmuştuk, o da “Biga Belediyesi’nde çalışanlara verilen en düşük ücret” idi. Amacım para değil, projelendirdiklerimin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini yerinde denetlemekti. Neyse… Çok uzattım.
İsmail Işık’ın 5 yıllık görev süresince hangi yalanları söylediğini yalnızca Bigazete’den değil, özenli bir okuyucu zaman ayırırsa, Biga Belediyesi belgelerinden de öğrenebilir. Bu yalanların içinde bir tek belgesiz olay yoktur. Biga Kent Hizmetleri A.Ş.’le ilgili hiçbir açıklama yapmadığı için, onları “yalan” değil, “örtbas” olarak değerlendiriyorum.
Göreve gelirken verdiği mal varlığı beyanını gören duyan yoktur. Son 5 yılda hangi noktaya geldiğini de bilen yoktur. Hele “ulaşılamaz” sandığı yakınları üzerinden yaptığı işlemleri, belgelemek yargıdan başka hiçbir kurumun ortaya çıkaracağı şeyler değildir. Bugüne dek ne bir İçişleri Bakanlığı denetim raporu, ne de Sayıştay incelemesine tanık olmadık. Görev süresi dolduktan sonra eğer bir yerlere kaçmazsa, herkes bunları da öğrenebilecektir.
Biga, İsmail Işık’a yeni bir 5 yıl daha teslim edilecek kent değildir. Yönetemediği ve yönetemeyeceği öylesine açıktır ki, seçmenin parti bağlılığı psikolojisinden biraz sıyrılması yetecektir.
AK Parti Biga Belediye Başkan Adayı Bülent Erdoğan, hakkında şu veya bu biçimde iddialı konuşabileceğim bir Tek Kişi adayı değil. İkimizin de en eski Biga sülalelerinden birinden gelmemize, en kolay iletişim kurabileceğimiz sebze-meyve sektöründe yerel lider konumuna karşın… Bigalı bir işadamı olarak, sanırım 9 yıldır tanıyorum. Hep saygılı ve mesafeli davranmıştır.
Karşılıklı dinsel kaygılar olabilir… Burası Biga. Anason kokusuna dayanamayan ben, “rakıcı” diye “yerel sözde basın” a haber konusu oldum, vs. vs…
Doğal davranıyor. “Ticaret Lisesi mezunuyum” diyor. Babamın pazarcılık mesleğine girdim, Pazarcı oldum, sebze-meyve toptancısı oldum. Yoksulluğun dibini de gördüm, para da gördüm çok çok şükür…” diyebiliyor. İsmail Işık’ın Serbest Muhasebeci Mali Müşavir adı verilen mesleğini, yasa dışı biçimde “Mali Müşavir” ve hata “Hesap Uzmanı” olarak değiştirme kompleksine sahip değil. İsmail Işık ile bundan sonra yeminli mali müşavirler, uzmanlar, akademisyenler ilgilenmeliler.
Bülent Erdoğan ile ilgili “soğuk hava deposu” yapımı için aldığı destek el altından aleyhinde kullanılan ikinci malzeme. Biga’nın bu ilk piyasaya açık tarımsal ürünlere yönelik soğuk hava deposu yapımı ile ilgili bir işadamı hakkında dedikodu üretmek, terbiyesizliğin zirvesidir. Var mı Biga’da başka yapmak isteyen? O denli de ihtiyaç var ki. Desteği veren kurum da açıklasın, var mı başka başvuran? Bundan sonra başvuracak ve o depoyu dolduracak Pazar etkinliği olan bir firma mı var? Bir önceki AK Partili belediye başkanının adeta hediyesi olan 450 bin liralık şehir içi otobüs plakası, İsmail Işık’ın hiç yüzünü kızartmıyor mu? Bakınız kendi peşkeşi otobüs ve taksi plakalarını ve onların arkasındaki gerçek sahiplerinden bile söz etmedim.
Beş yıl önce İsmail Işık’a ısrarla, “AK Partili dönemin belediye başkanı yeterince inşaat yaptı. Boş verin inşaat projelerine, üretken belediyecilik için doğrudan insana dokunan ekonomik, sosyal, kültürel projeleri öne çıkarın. Bu inşaatlar Biga’nın tepesinde israf anıtları olarak kalacaklar” demiştim. Aynı konuda ısrarcıyım. Tüketen bir Biga Belediyesi var, eğer merkezi hükümet kıyaklar geçmezse sonu iyi olmayacak. Neyse ki bu seçim, öyle inşaat projeleri de kimsenin ilgisini çekmedi. İsmail Işık’ta olmayan inşaat projesi sermayesi tümden yok oldu, Bülent Erdoğan ise kontrollü davranıyor.
Bir ayağı çukurda, onurlu biçimde yaşadığı için emekle kazandıklarını bile paylaştığı için hiç serveti olmayan bir insan olarak, “ahlak” kavramını neden önemsediğimi lütfen anlayınız. 
İnsanlar işini yaparken gerek öğrenim, gerek deneyim ve gerekse geçmişteki başarıları nedeniyle sıradan profesyonel ücretler almışsa bunun neresinden “besleme”, “yalaka” vs. gibi iftiralar çıkar?
Yaşadığı kente katkı vermeye çalıştığı için mi?
Maaş almadan belediye başkanlığı yapan İsmail Işık göreniniz oldu mu? Maaş yetti mi? 

YORUM EKLE